Adalet, yolunu arıyor bir vakit; zamanın ötesinde bir kayboluşun yaşamına dair etkisi altında, dolaşıp duruyor. Karanlık sokakların içerisinden geçiyor, korkuyor ve üşüyor. Yalnız kalmış, hırpalanmış, hakarete uğramış; bir yerlere dayanmak istiyor. Sönmüş sokak lambalarının altında bir sağa ve bir sola bakınıyor. Tanımak istiyor ya birilerini, ölmek istemiyor asıl. Çenesi titriyor buna aldırmadan çetrefilli yoluna devam etmeye karar veriyor. Birkaç yerin önünden geçerken alaycı sözlere maruz kalıyor. Dirayetini korumaya, yılmamaya çalışıyor. Gösterişli bir evin önüne geliyor, burada çöp niyetine konulmuş birkaç parça kıyafet görüyor. O kadar üşüyor ki ezilmiş ve eskimiş bu kıyafeti, hiç düşünmeden giyiyor. Üzerinde hukuk yazan bu kıyafet, birileri tarafından çöplere atılmış; üzerine basılmış, sokaklara sürülmüş. Ani bir ses ile irkilen adalet arkasına dönüyor. Bir terazi camdan aşağıya atılıyor, kırılıyor. Adalet, cereyan eden vukuda tanıdık bir yüze şahit oluyor. Merakına yenik düşüyor. Camından terazi atılan bu görkemli evin koca kapısını çalıyor. Birkaç umursamaz hareket ile cızırtılı bir ses eşliğinde, açılıyor bu demir kapılar. Buğulu gözlerin tesiri altında içeri giriyor; yanılmıyor, eski bir arkadaşı ile karşılaşıyor, kadim dostu Themis. Can yoldaşı, birilerine hizmet ediyor, birilerinin pervasız emirlerine boyun eğiyor; görkemli bu evde, terazisinden ve kılıcından vazgeçmek zorunda kalıyor. Karşısında eski dostunu gören Themis, şaşkınlığını gizleyemiyor ve tepkisini dışa vurmaktan kaçınamıyor.