Bu yazıyı, onlarca insanın ölümümü heyecanla izleyeceği anın birkaç saat öncesinden, son isteğim olan bir kağıt ve kalemi elime ulaştıran gardiyanın gizli bakışları altında, önceki mahkumların anılarıyla dolmuş taş duvarlara bakarak yazıyorum. Eminim ki bu kağıt, birkaç insana ulaştıktan sonra yerlerde sürünecek ve kızgın bir ateşin barındığı sobada sonsuzluğa ulaşacak. Meraklanmayın, yazdıklarım size zarar veren bir insanın değil; sizlere yabancı bir insanın yazısı. Ya da öyle anıldığımı, bundan dolayı, son satırlarımı burada yazmak zorunda olduğumu düşünebilirsiniz.
İnsanlar yavaş yavaş dolduruyor birazdan mezarım olacak meydanı. Bu satırları yazarken bağrışmaları geliyor kulağıma. Ürperiyor içim, korkuyorum aynı zamanda. Bakmayın, öldürülmekten değil korkum. Ölümümü zevkle izleyecek insanların düşünceleri korkutuyor beni. O insanlar çocuklarının gözlerine baktıktan sonra çıkacaklar evlerinden, koşa koşa gelecekler meydana. Önce güneş kavuracak bu boş kafaları. Ama bu zevkli anı kaçırmamak için aldırmayacaklar bu keskin sıcağa. Sonra zincirlere sarılmış yabancıyı kendilerine doğru gelirken görecekler. Bir iki küfür edecekler ve sanki tüm sorunlar, iki dudak arasında çözülebiliyormuşçasına tatmin edecekler kendilerini. Öldürülen bizatihi vicdanları değilmiş gibi sırıtacaklar başıboş beyinlerin volta attığı meydanlarda.
Sorunlar veya sorun olarak nitelendirdikleriniz, onlara dışarıdan birkaç ağır kelime etmekle veya sahte nasihatlere boğmakla çözülmez. Onu sevmekle çözülür. Onu saymak, onu ötekileştirmemekle çözülür. Onu yok etmekle de çözülmez. Asıl çözüm onu var etmektir, kendi varlığını feda etmeyi reddetmeyecek şekilde. Bundan dolayı beni sadece kitaplarım ve fikirlerim özleyecek. Sorunlara eğilen fikirlerdir, onları kucaklayan ise yazılardır. Bundan rahatsız olanlar, şu anda dolduruyor meydanı.
Ölmeden birkaç saat önce istediğim tek şey kucaklanmaktı aslında. Yazıyorum ya yazılarımı, işte şu anda bu yazı birkaç kişiye ulaştığı vakit, kucakladığım bu cümleler, eğilecek birkaç kişinin sorunlarına. Bu döngü hep böyledir. Ne güzel değil mi, benden alınanı başkasına böyle vermek. İşte paylaşmaktır bu, paylaşmanın en saf halidir.
Gardiyanın sert bakışları altındayım. Her harfi çizdiğimde sanki kahroluyormuş gibi bakıyor bana. Uzatabildiğim kadar uzatmalıyım. Bunlar dünyaya son bırakacaklarımdır. Beni son tanıyan insanın ölmesinden sonra beni bu dünyada hiç yaşamamış gibi tasavvur etmeye karşı atılmış, mürekkep izleridir bunlar.
Bir din adamı geldiği vakit saklıyorum, her cümlesinde beni göreceğiniz saman kağıdını. Artık son dakikalarım olduğunu anlıyorum. Dışarıdaki bayram havası üzüyor beni. Sesler artıyor. Doğanın sesini, telleri bozulmuş keman sesi gibi yankılanan insan sesleri alıyor. Daha üzücü olanı nedir biliyor musunuz? Dışarıdan, ağlayan çocuk sesleri geliyor. Beni izlemeye gelmiş minik bedenler, fikirlerin ölümünü seyretmekle yanıp tutuşan insanların kanlı kucaklarında bitiyor.
Toplum gözlerimin önünde şekilleniyor resmen. Tutamıyorum onları. Cesaretim baştan tükenmişti aslında. Size hiç yaptıklarımdan bahsettim mi? Evet, ip boynuma sarılmadan önce sizler de neden burada olduğumu bilin.
Toplum kendisine mal olacak insanları ilk bakışta sevmez. Onları bir tür isyankar diye düşünür. Onları çok kale almaz. Ama onlar içindeki cevheri çıkardığı vakit kitleleri sürüklerler peşinden. İşte o cevheri çıkarmak bir bedel ödemektir. O bedeli ödemek ise cesaret ister. Okumak ve düşünmek arasındaki ince çizgiyi topluma lanse etmek hayatıma değecek bir şeydi aslında. Kalkışmamla, karşımdakinin onun için uğraştığımı bilmemesi ilk vurucu darbeydi. Başıma inen ikinci darbe ise cesaretimin kırılmasıydı.
Son dakikalarım yaklaşıyor. Kuş cıvıltılarının yerini alan halkın sesi, son cümlelerimi yazmaya çalışırken gardiyanın oturaksız bakışları, nefesimi içime çekerken nefesimi kesecek birkaç metrelik ip; bu üçgen içerisinde gidip geliyorum. Belki bir belki de iki kişi okuyacak bu yazıyı. Belki benden sonra gelen bir katil veya bir soyguncu okuyacak bunu. İşte o zaman kazanmış olurum. Hayatımın sonra ermesi birkaç kişiye ulaşacak bu mektuba vesile oluyorsa, amacıma ulaşmışım demektir.
Uzaktan sesler geliyor. Artık anlıyorum, yaklaşıyor yasalar. Sırf bir şeyleri değiştirmek için kalkıştığım cesaretim, beni mutlu ve şenşakrak bir kitlenin önünde ölüme götürüyor. Ölümümü izledikten sonra ona sıra gelmeyeceğini düşünen aydınlara, onlara düşman olduğumu zanneden proletaryaya, beni ahlaksız ilan eden din adamlarına, ezildiğimi zevkle izleyen burjuvaya ve vicdanlarından habersiz kalmış soylulara; adaleti temin ettiğini zanneden, bir insanı öldürmekle onun fikirlerinin dünyadan silineceğine inanan, insanların mutlak haklarını gasp eden, insanoğluna verilen ölüm cezasının hak olduğunu körü körüne savunan, yasa koyucularına; acıyorum.
Kapım dirayetsiz bir sesle açıldı. Şu anda karşımda, parmaklarımla birkaç dakika daha beklemeleri için işaret ettiğim birkaç kişi, bu satırları sonlandırmamı bekliyor. Hiçbir zaman okumaktan, yazmaktan ve düşünmekten vazgeçme; kaderini bu saman kağıdıyla paylaşan asil okuyucu. Belki hiçbirimiz Raskolnikov kadar bir şeyleri değiştirmek için cesaret sahibi olamayacağız. Ama kendimizi değiştirecek cesarete sahip bireyler olabiliriz. Son satırlarımda size elveda ediyorum. Unutmayınız ki sevgili okuyucu, bir şeyleri değiştiren her insan bir bedel ödemiştir. İşte tarih bu kişileri asla unutmayacaktır.

EMRULLAH ÖZALP

AND DERGİ 5. SAYISINDA YAYIMLANMIŞTIR.

Kırlangıca dair: Yoz damdan bozma yirmi sene Ve fakülte, deprem, şair Kıvılcım. . Sonrasını masalarda anlatmadan önce Masaların sağır diplerine …
Daha Fazlasını Oku
Bir toplumda kan, kan ile israf edilmişse Mezarlığın yabancısı değilse fikirler Savaş görmüş biz azınlıklar için sadece Ama sadece ölü …
Daha Fazlasını Oku
Hukuk fakültesi sıralarından geçmiş olan herkes çok iyi bilir. Hukuka giriş dersinde hukukun ne olduğunun tanımı yapılırken daha büyük çerçevede …
Daha Fazlasını Oku