Benim Senfonim

Kendine yeni yeni hüzünler icat etti kadın. Canı yandı, kırıldı, döküldü. Penceresinin ardındaki gökyüzünü ağlattı hep, güneşe dönmek yerine yüzünü… O kadar da değil dediği her şeyin daha fazlasıyla karşısına çıkışını izledi. Sıkıştı akrep yelkovan kovalamacasında… Eksildi.

Bir sabah uyandı kadın. Ulu bir ağacı deli gibi sallandıran rüzgâra inat başladı koşmaya. Nereye gittiğinibilmeden, bacakları titreyene, boğazı uzun süre yutkunmaktan acıyana kadar koştu. Sonra adımları yavaşladı tıpkı kalbi gibi. Gözü önce ışıklardaki kıza takıldı, her önüne gelene elindekileri satmaya çalışan üstü başı pis içinde küçük bir kız çocuğu. Kendi çocukluğu kısa bir an geldi gözünün önüne. Sarı elbisesi, annesinin her gün saçına taktığı kurdeleler… Ne güzel bir çocukluk geçirdiğini düşündü. Saatlerce süren keyifli pazar kahvaltılarını, kardeşiyle oynadığı sayısız oyunu, doğum gününde ona yapılan sürprizleri, aldığı hediyeleri… Bir an tüm çocukluğunu iki dakikaya sığdırıp hızla geçirdi aklından. Bu kısa hayal gezisinin ardından gerçekliğe döndü. Kıza tekrar baktı. Sonra kızı arkasında bırakıp yürümeye devam etti. Ama kafasında beliren düşünceleri bir türlü atamamak gibi bir huyu vardı. Şimdi de bu kızatakıldı aklı. O da ilk doğduğunda annesi kim bilir ne kadar sevinmiştir diye düşünmeye ve kafasında türlü senaryolar kurmaya başladı. Canını acıtan bir şeyler olduğunu hissetti. Belki karnını doyurmak için çalışıyordu bu kız, belki ailesine bakmak için belki belki belki… Kim bilir nasıl bir hikâyesi vardı. Ama her şeye rağmen sabahın köründe ayazında kalkıp para kazanmaya çalışan bu kızın hayatta bir amacı vardı. Sonra kendine baktı ellerini, üstünü başını süzdü. Aptalca dibe batıyorum nu tuklarını, kararsızlıklarını hatırladı. Yapılacak aslında ne çok şey var dedi güçlü bir şekilde. Güçlü değildi aslında bunu söylerken ama o an içinden geleceğe olan umuduyla döküldü kelimeler. Kafasını kaldırıp etrafa
baktı, “Yapabilirim” dedi. Herkese ve her şeye inat yüzleşti kendiyle ve ilk defa bunu yaparken korkmadı kadın. Belirsizlikler içindeydi bir süredir ne yapacağına karar verememişti. Çevresindeki herkesin ondan beklentileri vardı ama o kendi istediği yolu çizmeye karar verdi o gün. Avukat olacaktı. Tüm çevresi ondan beyaz önlük beklerken… Beklentiler yerine hayallerini seçecekti. Bireyliğini ilan edip, dimdik ayakta duracaktı…

Yaşamak hiç bitmeyecek bir oyun gibiydi. Çok umut gerektiren, pes edenin kaybettiği… Ve kadın “Vazgeçmemek” kelimesinin ne demek olduğunu öğrendi o gün. Kendiyle yeniden tanıştı. Hayata karamsarlıkla bakan kadının gözlerinde bir ışık doğdu. Bu ışık o gördüğü küçük kız çocuğunun zorlu yaşamdaki mücadelesine rağmen gözlerinde beliren ışıktı. Her şeyin yok olduğunu düşündüğünde bile onu bekleyen bir gelecek olduğuna inananların ışığı… Gel gelelim o günden sonra o kadına ne mi oldu? Bir daha hiç kaybetmedi. Yenildiği çok oldu bu yolda ama o savaşı bırakmadı. Kaçmadı kendinden… İnandığı şeyler uğruna mücadele etmekten korkmadı. Keşkeler değil de iyi kilerini çoğalttı. Sıkı sıkı üstünü örttüğü umutlarıyla, kurmaktan hiçbir zaman vazgeçmediği hayalleriyle daima içimde…

Ne duruyorsun be, at kendini denize!
Geride bekleyenin varmış,
aldırma.
Görmüyor musun, her yanda
hürriyet,
Yelken ol, kürek ol, dümen
ol, balık ol, su ol;
Git gidebildiğin yere.

Orhan Veli KANIK

Bilge HATALMIŞ

And Dergi 4. sayısında yayımlanmıştır.

Bir toplumda kan, kan ile israf edilmişse Mezarlığın yabancısı değilse fikirler Savaş görmüş biz azınlıklar için sadece Ama sadece ölü ...
Daha Fazlasını Oku
Hukuk fakültesi sıralarından geçmiş olan herkes çok iyi bilir. Hukuka giriş dersinde hukukun ne olduğunun tanımı yapılırken daha büyük çerçevede ...
Daha Fazlasını Oku
Bir müddet derin bakışlara tabi bir ifade yüzünde vücut buldu. Ancak bakışının, düşünceleri üzerinde muktedir olamaması sonucu yüzünü çevirdi o ...
Daha Fazlasını Oku