CEMAL ABDÜNNASR DÖNEMİ MISIR POLİTİKALARI

       Bu yazıya başlamanın en iyi yolu yazıda anlatılacakların başkahramanı olan Cemal Abdünnasr’ı tanıtmak olduğu aşikardır. Cemal Abdünnasr kısaca Mısır‘lı asker ve devlet adamı;  devrimci, milliyetçi, sosyalist lider, ve Mısır’ın ikinci cumhurbaşkanı olarak tanıtılabilir ama bu bilgiler kesinlikle Cemal Abdünnasr’ı ve icraatlarını anlamamızı kolaylaştıracak kadar yeterli değildir.

Cemal Abdünnasr Hayatı

       Cemal Abdülnasır 15 Ocak 1918’de babasının postane görevlisi olduğu Mısır’ın İskenderiye şehrinin fakir bir mahallesinde doğdu.İsmi Cemal Paşa’ya atfen verilmiştir. Ortöğrenimini Kahire‘deki amcasının yanında tamamladı. Kısa bir süre hukuk okuduktan sonra 1937’de Kahire’deki Kraliyet Askeri Akademisi’ne girerek 1939’da mezun oldu. Sudan’daki Mısır ordusunda görev yaparken arkadaşlık kurduğu üç subayla (Zekeriya Mohyeddin, Abdülhakim Amir ve Enver Sedat) birlikte İngiliz egemenliğine ve krallık yönetimine son vermeyi amaçlayan gizli Hür Subaylar örgütünü kurdular. 1949’da Hür Subaylar Komitesi’nin kurucu üyeleri arasında yer aldı, 1951’de yarbaylığa yükseldi. Savaşın ardından baş gösteren siyasi bunalım ortamında, Hür Subaylar örgütü 23 Haziran 1952’de kansız bir darbeyle yönetimi el geçirip Kral Faruk’u devirdi. Mısır’ı terk eden kral, tahtı bıraktığını açıkladı. Orgeneral Muhammed Necib’in devlet başkanlığına getirilmesine karşın, gerçek iktidar Abdünnasr’ın denetimindeki Devrimci Komuta Konseyi’nin eline geçti. Ocak 1953’te siyasi partiler kapatıldı ve Özgürlük birliği adlı yeni bir parti devlet içinde çekirdek örgütler kurdu. Haziran 1953’te Cumhuriyet ilan edildi ve İngiltere ile Süveyş Kanalı bölgesinin boşaltılmasını öngören bir antlaşma imzalandı. 1954 ilkbaharında Necib’in adının sonradan Abdünnasr’a karşı düzenlenen bir suikaste karışması ile görevden alınmasına yol açan ve iç çekişmelerden sonra perde arkasındaki konumundan çıkarak başbakanlık görevini üstlenen Abdünnasr, en güçlü muhalefet odağı olan Müslüman Kardeşler‘i sindirerek konumunu pekiştirdi. Ocak 1956’da tek partili siyasi sisteme dayalı yeni anayasayı yürürlüğe koydu. 1956 Haziranında da tek aday olarak, oyların yüzde 99.95’ini alarak cumhurbaşkanı seçildi. 23 Haziran 1956’dan 28 Eylül 1970’e kadar Mısır cumhurbaşkanı olan Abdünnasr ülkesinde krallığa son veren hareketin önderliğini yaptı. NATO ve Varşova Paktı‘na girmeyen Abdünnasr ılımlı bir dış siyaset izlemeye özen göstererek “Bağlantısızlar” hareketi içinde yer aldı. Bağlantısız ülkelerin ilkeleri, barış içinde bir arada yaşamayı temel alan bağımsızlık, askeri ittifaklara girmeme, yabancı güçlere kendi topraklarında üs vermeme ve ulusal kurtuluş savaşlarını desteklemektir.  Abdünnasr, cumhurbaşkanlığı sırasında ülkede bir dizi reforma girişti. İşe toprak reformuyla başladı. Assuan’da kurulacak olan baraj için ABD ve İngiltere daha önce söz vermiş oldukları krediyi vermeyeceklerini açıklayınca 1956’da, o zamana kadar İngiliz denetiminde olan Süveyş Kanalı‘nı kamulaştırdı. Süveyş’in kamulaştırılmasını diğer İngiliz ve Fransız şirketlerinin kamulaştırılması izledi. Bunun üzerine İngiltere, Fransa ve İsrail Mısır‘a karşı ortak bir askeri harekâta girişti. İsrail, Mısır’a saldırdı. İngiliz ve Fransız hava kuvvetleri Mısır havaalanlarını bombaladı. Bunalım Birleşmiş Milletler’in Süveyş Kanalı’ nın denetimini Mısır’a bırakma kararıyla sona erdi. Abdünnasr elde ettiği bu başarıyla gücünü pekiştirdi. Arap dünyasında bağımsızlık mücadelesinin önderi olarak benimsendi . Cezayir Bağımsızlık Savaşı’nı Birleşik Arap Cumhuriyeti adı altında birleşmesine öncülük ettiyse de, 1961’de bu birlik bozuldu. Sonraki yıl Arap Sosyalist Birliği’ni kurdu. Abdünnasr, Assuan Barajı’nın yapımına özel önem veriyordu. Bunun için gerekli krediyi daha sonra SSCB’den sağladı. Bu dönemde özellikle Sovyetler Birliği’nin teknik ve mali yardımıyla geniş çaplı bir kalkınma hamlesi başlattılınca 1968 yılında tamamlanan Assuan Barajı’nın da katkılarıyla sanayileşmeyi hızlandırma ve köylüleri topraklandırma gibi başarıların yanı sıra kadınların haklarını genişletme ve eğitimi yaygınlaştırma gibi önemli adımlar attı.

      Abdünnasr’ın en önemli dış sorunu İsrail’di. Abdünnasr, 1967’de Sina’ya kuvvet yığdı. 22 Mayıs 1967’de, İsrail’in Eilat’a deniz erişimi olan Tiran Boğazı’nın tüm İsrail gemilerine ve İsrail’e gitmekte olan diğer gemilere kapalı olduğunu ilan ederek, Akabe Körfezini ulaşıma kapattı. Böylece İsrail’le açık çatışmaya yöneldi. Bunu izleyen Altı Gün Savaşı’nda (5 Haziran-10 Haziran 1970) erken davranan İsrail’in Mısır uçaklarını yerdeyken yok etmesi ağır bir yenilgiyi getirdi. 9 Haziran’da, Abdünnasr bütün sorumluluğu üstlenerek istifa ettiyse de yaygın kitle gösterileri nedeniyle ertesi gün kararını geri aldı. Savaş sonrası dönemde radikal çizgisinden giderek uzaklaştı.  Abdünnasr ölünceye kadar Mısır cumhurbaşkanı olarak görev yaptı.

       Cemal Abdünnasr, 28 Eylül 1970’te Arap liderlerle yaptığı zirve sonrası ağır bir kalp krizi geçirdi. Doktorları tarafından derhal müdahale edilmesine rağmen saat 18.00 sularında vefat etti. Doktorları ölüm nedenini damar sertliği, varis ve diyabet hastalığının uzun süreli komplikasyonları olduğunu açıkladı. Abdünnasr, ağır bir sigara içicisiydi. Daha önce 1966 ve 1968 yıllarında iki kez kalp krizi geçirmiş fakat bu kamuoyuna duyurulmamıştı. Abdünnasr’ın ölümü Arap ülkelerinde ve dünyada şok etkisi yarattı. 1 Ekimde Kahire’de düzenlenen cenaze törenine 5 milyon kişi katıldı. Kalabalığın uzunluğu 10 kilometreyi buluyordu. Suudi Arabistan Kralı Faysal hariç tüm Arap liderler cenazeye katıldı. Arafat ve Kral Hüseyin açıkça ağlarken, Libya lideri Muammer Kaddafi üzüntüden iki kez bayıldı. Lübnanda çıkan Le Jour gazetesi Abdünnasr’ın ölümünü “100 milyon Arap yetim kaldı” manşetiyle duyurdu. Nasır Kubbe semtinde bir sene önce inşa edilmiş bir camiye defnedildi. Mezar taşı olarak Mısır dışında ölen krallık dönemi veliahtı Prens Mehmet Ali Tevfik’in kendisi için hazırlattığı “Allah” yazılı kristal konuldu. Daha sonraki yıllarda cami altındaki bir lağımın taşması sonucunda Abdünnasr kemikleri lağıma karışıp mezarından tahliye oldu.

1945-1952 Dönemi: Darbe Öncesi Siyasi Kargaşa Ortamı

       Mısır’ın siyasi egemenliği İngiltere ile imzalanan 1936 Anlaşması ile sınırlandırılmıştı. Çeşitli kısıtlamalarla hükümetin koşulsuz bağımsızlığı önlenmişti. Bunun yanında takvimler 1948 yılını gösterdiğinde Kral Faruk yönetimindeki Mısır Devleti İsrail ile girdiği savaştan ağır bir yeniği alarak ayrılmıştı. Yönetici kesimi zengin seçkinlerden oluşuyordu ve zenginlerle fakirler arasında giderek derinleşen uçurumlar vardı. Mısır halkı kararlı bir liderin yoksunluğunu yaşıyordu. Bütün bunlar yaşanırken Müslüman Kardeşler gücünün doruğuna ulaşmışlardır. Yaklaşık 500 bin üyesi ile milli bağımsızlık, sosyal reform paketleriyle beraber İslami değerleri korumak adına Mısırlıları örgüte çekiyordu. Başbakan Mahmud Fehmi El Nukrasi örgütün faaliyetlerini kısmak isteyince öldürüldü. Bir yıl sonra 1949 yılında Mısır hükümetinin misillemesi gecikmedi Müslüman Kardeşlerin kurucu lideri Hasan El Benna da öldürüldü. Başbakanın ölümünden sonra başbakanlığa Nahhas Paşa getirildi. Çiçeği burnunda başbakan İngiltere ile imzalanmış olan 1936 Anlaşmasını tanımadığını duyurunca Mısır’da bazı yerel gerilla örgütleri ve İngiliz askerleri arasında çatışmalar yaşanmaya başlandı. Bu çatışmaların birinde İngiliz tankları İsmailiye’de polis kışlasına saldırdı ve 50 polis öldü onlarcası da yaralandı. Siyasi terminolojiye “Kara Cumartesi” olarak geçen bu olay suyu taşıran son damla oldu ve Mısır’da geniş çaplı katılımların olduğu ayaklanma başladı. İngiliz malları, barlar, sinemalar, gece kulüpleri be butikler ateşe verildi. Asayişin çökmesiyle iktidarın sonu geldi ve tarihler 23 Temmuz 1952 tarihini gösterdiğinde bir grup genç subay hükümete el koyduğunu duyurdu.

Hür Subaylar ve 1952 Darbesi

       Albay Cemal Abdünnasr liderliğinde bir grup ast rütbeli subay bir araya gelerek kendilerine “Hür Subaylar” adını verdiler. Bunların yönetim işleri yine başkanlığı Abdünnasr tarafından yapılan 9 kişilik bir icra komitesinden oluşuyordu. Hür Subaylar grubunun üyeleri küçük toprak sahibi köylülerin, alt seviye bürokratların veya alt kademe tüccarların çocuklarıydı. Kendi rütbeleri de küçük olunca bu subaylar halk içinde tanınmıyordu. Subaylar haklı bir hamle yaparak halkın desteğini almak için saygın bir subay olan General Muhammed Necip’i başlarına geçmesi için ikna ettiler. Bundan sonraki hamleleri daha önce hazırladıkları plan üzerine altı maddelik planlarını açıklamak ve bunun üzerine hareket etmek yönünde oldu. Bu plan şu altı maddeden oluşuyordu:

1-İngiliz sömürgeciliğine sor verilmesi.

2-İngilizlerin Mısırlı işbirlikçilerinin bulundukları makamlardan alınması.

3-Feodalizmin kaldırılması.

4-Devletin yabancı sermayenin kontrolünden kurtarılması.

5-Güçlü bir milli ordu kurulması.

6-Sağlıklı bir demokratik hayatın tesis edilmesi.

       Subaylar iktidara gelince amaçlarını gerçekleştirebilmek adına Abdünnasr liderliğinde bir icra kurulu kurdular. İsmini de “Devrim Komuta Konseyi” (DKK) olarak belirlediler. İşleyiş yöntemi olarak DKK’nın bir planı yoktu, gelişen duruma göre pozisyon alıyordu. DKK işleyişini kolaylaştırmak adına rakiplerini bertaraf etme yoluna gitti. İlk rakibi olan Kral Faruk sürgüne gönderildi. İkinci ve en büyük rakibi dönemin popüler siyasal örgütü Müslüman Kardeşlerdi. Darbe öncesi Hür Subaylar ne kadar İhvana sempati beslediyseler de bu böyle devam etmedi. Müslüman kardeşlerin 6 lideri idam edildi ve 1000’e yakın üyesi hapse atıldı. Bu hamleden sonra örgüt yeraltına çekilmek zorunda kaldı. İlerleyen zamanlarda Necip ile Abdünnasr arasında iktidar mücadelesi ortaya çıktı. DKK’nın ilk planlarına göre Necip göstermelik cumhurbaşkanı olacaktı, ancak o birçok konuda kendi başına karar vererek popüler bir devlet adamı oldu. Böylece liderlik çatışması başladı, Abdünnasr yoğun çaba göstererek 1954 Kasım ayında mücadelenin kahramanı olarak boy gösterdi. Necip, Müslüman Kardeşleri desteklemekle suçlanarak ömür boyu ev hapsine mahkûm edildi.

       DKK belirlediği hedefleri gerçekleştirme yolunda önemli adımlar attı. Tarımsal reform yasası, sivil unvanların kaldırılması yasası ve yeni bir anayasa bunun birkaç örneğidir. 1956 Haziran ayında bu yeni plebisite anayasa onaylanmış kadınların da ilk defa oy kullandığı bir seçim yapılmıştır. Seçim sonucunda Nasır oyların %98,9’nu alarak büyük bir zafer kazandı ve yeni cumhurbaşkanı oldu. Bu noktadan sonra artık Abdünnasr’ın hâkimiyeti başlamış oldu. Artık Nasır Mısır’a tam olarak siyasi bağımsızlığını kazandırmak adına dış politika hamleleri yapmaya başlayacaktır.

Süveyş Krizi ve Dış Politika Zaferleri

       Abdünnasr, liderliğinin ileri yıllarında önemli siyasal başarılara imza attı. Takvimler 1954 yılını gösterdiğinde Abdünnasr siyasi zaferlerine yeni bir zafer eklemiş ve İngiltere ile Mısır arasında imzalanan antlaşma gereği İngiltere’nin 20 ay içinde Süveyş’ten askerini çekmesini sağlamıştır. Abdünnasr’ın bu sabırlı diplomasisi büyük yankı uyandırdı ancak üzerinden aylar geçmeden Süveyş’te savaş patlak verdi. Şimdi gelin isterseniz olayın arka planını da göz önünde bulundurarak bir kısa analiz yapalım.          

       ABD Sovyet yayılmacılığına engel olabilmek için Türkiye ve İran ile bir ittifak girişimi başlatmıştı. Bu ittifaka katılan ülkelere askeri ve ekonomik yardımlar yapılıyordu. Tam da bu noktada yayılımın Arap coğrafyasına sıçrayışını önlemek için bir nevi domino etkisinin önüne geçmek adına İngiltere önderliğinde Merkezi Antlaşma Teşkilatı (CENTO) veya tarihimize geçen adıyla Bağdat Paktı’nın kurulmasını sağladı. Türkiye, İran, Irak, Pakistan ve İngiltere bu paktın üyeleriydi. Abdünnasr bu paktın batının Arapları dizginlemek için kurduğunu düşündü ve batının amacının tekrar Arap coğrafyasını boyunduruk altına almak istediğini öne sürerek Suriye ve Ürdün’ün de üyeliğini engelledi.

       İlerleyen zamanlarda Abdünnasr ülkesinin refah düzeyini artırmak adına yapacağı yatırımlar için batıdan destek istedi. Ancak daha önce Bağdat Paktı konusunda ki tavrı onu bu destekten mahrum bıraktı. Ancak Abdünnasr bu yatırımların gerekliliğinin farkında olduğu için Çekoslovakya ile Mısır Pamuğu karşılığında silah antlaşması yaptı. Bu her ne kadar Çek- Mısır Anlaşması olarak görünse de asıl itibariyle bir Mısır- Sovyet anlaşmasıydı. Yani ABD’nin yıllardır sağlamaya çalıştığı Sovyet yayılmacılığını engelleme politikası baltalanmıştı. Abdünnasr’ın bu tavrı onu Arap dünyasında bir kez daha ABD ve İngiltere’ye boyun eğmediği için ön plana çıkarmıştı. Bu hamle ile beraber Abdünnasr’ın daha önce Assuan Barajı’nı yaptırmak üzere Dünya Bankası’ndan aldığı 1 milyar dolarlık yardım ABD’nin kredi teklifini geri çekmesi ile ödenmedi. Bu hamle Abdünnasr’ın çözüm üretmesi için yeni hamleler yapmaya itti. Abdünnasr’ın kurmayları ile beraber verdiği karar neticesinde ihtiyacı olan 1 milyar doları kazanabilmek için Süveyş Kanalı’nı millileştirdiğini duyurdu. Araplar içinde büyük sempati uyandıran bu adımdan sonrasına gelecek olursak; bu kararla beraber İngiltere, Fransa ve İsrail askeri harekât başlatmak için ortak gizli anlaşmalar imzaladılar.

       Anlaşma gereği İsrail Sina’ya saldırdı. İngiliz Hava Kuvvetleri Kahire’ye, Fransızlar Port Sait’e indiler. Birleşmiş Milletlerin ateşkes kararı ile ilerleme durduruldu. Saldırılar hem ABD hem SSCB tarafından kınandı. Büyük bir yenilgi aldığı halde bu Abdünnasr adına siyasal bir zafer oldu. Çünkü artık bir Mısır devlet liderinden öte iki kadim imparatorluğu dize getiren, Süveyş’in sahibi bir Pan-Arap kahramanı vardı.

Cemal Abdülnasır Dönemi Panarabizm Politikası

       Hür Subaylar Darbesi ile iktidarı eline alan Cemal Abdülnasır, öncelikle ülkesi üzerindeki İngiliz kolonyalizmin izlerini silmeye çalışmıştır. Dış politika yapımını emperyalist ve sömürgeci devletlerin Mısır üzerinde şekillendirdikleri siyasi, ekonomik ve sosyo-kültürel politikalarına cevap verecek şekilde sistematik, kapsayıcı ve bütüncül bir perspektifle ele almıştır. Modern Mısır’ı, Panarabizm politikasını sahaya sürerek İslam Dünyası’nda ve Ortadoğu’da oyun kurucu, başat güç ve birinci aktör olarak yeniden dizayn etmiştir. Panarabizm politikasının dönemin şartları göz önünde bulundurulduğunda dış politikayı şekillendirecek, yön ve yöntem belirleyecek bir kapasitesinin ve halklar nezdinde bir karşılığının olduğunu söyleyebilmek mümkündür.

       1. Dünya Savaşı esnasında Osmanlı himayesi altında yaşayan Arapların birleşik bir Arap devleti kurulması maksadıyla İngilizlerle işbirliği yapması ve sonrasında verilen vaatlerin yerine getirilmemesi sonucu yaşanan Batı karşıtlığı ve öfke, Arap milliyetçiliğinin tetikleyici bir unsurunu oluşturmuştur. Böylesi bir tabloda birleşik bir Arap devleti hedefi parçalanmış, birbirleriyle iç içe geçmiş, mezhepsel ve yer yer etniksel olarak bölünmüş, hiçbir makul yahut esaslı bir düzenlemeye tabi tutulmadan birden fazla Arap Devleti’nin suni sınırları çizilmiştir. Kolonyalist Batılı devletlerin bağımsızlıklarını dahi vermediği Arap devletleri, mandater yönetimler haline getirilmiştir. Batılı devletlerin bölgedeki varlığını kalıcı hale getirecek düzenlemelerin yapıldığı Ortadoğu Arap coğrafyasının Filistin bölgesine 1948 yılında kurdurulan Yahudi İsrail Devleti, Araplar arasında Batı’ya duyulan öfke ve kini zirve noktasına ulaştırmış, İsrail ile yapılan savaşın büyük bir hezimetle sonuçlanması milliyetçilik ateşini körüklemiştir. Tüm bu etkenlerin ortaya çıkardığı doğal ideolojik sonuç milliyetçilik akımının devletler arasındaki ilişkilerde esas rol oynamaya başlamasıdır.

       Mısır’da iktidara gelen Cemal Abdülnasr, yaşadığı dönemin konjonktürel durumunu ve ülkelerin bu konjonktüre göre aldıkları tutum ve davranışları iyi analiz ederek Arap milliyetçiliğini esas alan bir dış politika vizyonu belirlemiştir. Panarabizm ideali ile ülkesi ve bölge halkları içerisinde geçmişten beri duyulan Batı karşıtı yaklaşımları ve İsrail’in kurulmasıyla artan kin ve nefreti kendisinin karizmatik liderliği etrafında birleştirerek öncü bir pozisyon yakalamıştır. Arap Birliği’nin kurulmasına olan inancını sıkça dile getirmesi ve Batılı siyasi ve ekonomik sisteme entegre olmak yerine nispeten kendi kararlarını alabileceği bağımsız hareket edebilme kabiliyetini sürdürebileceği stratejilere yönelmiştir. Bağlantısızlar Hareketi’nin kurucuları arasında yer alarak NATO ve Varşova Paktı ülkeleri arasına üçüncü bir blok olarak girmeye çalışması bu duruma verilebilecek örneklerden bir tanesidir.

       Cemal Abdülnasr ülkesinin tarihten gelen farklı rolünün, geçmişinin diğer Arap devletlerinden daha köklü olması ve baskın kültürel yapısı ile doğru ilişkilendirerek Arap dünyasının doğal(tabii) liderliğinin var olduğunu iddia etmiştir. Mısır’ın öncü rol üstlenmesi, kendisi gibi Arap olan devletleri bu politikanın genel Arap çıkarlarına hizmet etmediğini, bilhassa Mısır egemenliği ve yayılmacılığını sağlayan ideolojik ve psikolojik bir baskı aracı olduğu izlenimini uyandırmıştır. Arap devletleri arasında uygulanmaya çalışılan politikaya karşı kuşkulu yaklaşımlar sergilenmiştir. Ancak Cemal Abdülnasır’ın Mısır dış politikasında Batılı devletlere karşı kazandığı diplomatik ve siyasi hamleler bu algıyı değiştirmiştir. Cemal Abdülnasır’ın 1956 Süveyş Krizi’nde İngiltere ve Fransa’ya karşı kazandığı diplomatik zafer, Asuan Barajı’nın tüm maddi yetersizliklere rağmen tamamlandırılması ve Filistin Sorunu’nu kuvvetli bir şekilde savunması, karizmatik liderliğiyle birleştirildiğinde Arap dünyasındaki popülaritesini arttırmış ve kitleleri etkilemiştir. Soğuk Savaş yıllarında uluslararası kamuoyunu doğru analiz eden Mısır, bölgesel bir güç ve sorunların çözümünde ana aktör pozisyonuna yerleşmiştir. Cemal Abdülnasır ülkesi dışındaki halkları da etkileyen bir güce kavuşmuş ve radyo gibi kitle iletişim araçlarıyla sesini daha fazla duyurmuştur. Mısır ve Cumhurbaşkanı Cemal Abdülnasr Arap dünyasının lideri haline gelmiştir.

       Cemal Abdülnasr’ın yükselen gücü diğer Arap devletlerini oldukça rahatsız etmiştir. Panarabizm politikasının bölgede Mısır çıkarlarına göre uygulandığı kanaati güçlendirilmeye çalışılmıştır. Nitekim 1967 yılında İsrail ile yapılan Altı Gün Savaşı’nda blok halinde kaybeden Arap devletleri olmuş ve Abdülnasır’ın Panarabizm politikası çökmüştür. Savaş esnasında Arap birliklerinin birbirine güven duymaması ve koordineli hareket edilmemesi İsrail karşısında büyük toprak kayıplarına varan bir yenilgiyi ortaya çıkarmıştır. Bu savaş sonrası Arap dünyasında farklı akımların, farklı görüş ve beklentilerin ortaya çıktığı söylenebilir. Büyük umutlar beslenen, Arap birliği ideali, Panarabizm politikası çok açık bir şekilde ortadan kalkmıştır.

Cemal Abdülnasır Dönemi Birleşik Arap Cumhuriyeti Hamlesi

       Birleşik Arap Cumhuriyeti(BAC), Mısır ve Suriye devletlerinin konfederasyonuyla oluşmuş uluslararası arenada yeni bir siyasi yapı idi. Cemal Abdülnasr dönemi Mısır dış politikasının en önemli adımlarından biri olan bu birliktelik, Panarabizm politikasının da en somut neticelerinden biri olmuştur. Suriye ve Mısır’ın dönemin şartları göz önünde bulundurulduğunda her iki ülke hükümetlerinin ortak noktalarda buluştuğunu ve halkların böylesi bir birlikteliğe sıcak baktıkları görülmektedir.

       Suriye’de kurulan Baas Partisi’nin ve onunla aynı dönemde güçlenen Komünist Parti’nin panarabist ve sosyalist bir ideolojiye hâkim olmaları, Abdünnasr’ın Mısır’ı ile birleşmede ana faktörlerden bir tanesini oluşturmuştur. Dönemin Soğuk Savaş yılları olduğu hatırlandığında sosyalist bloğu temsil eden Sovyetler Birliği, Mısır ile Suriye arasındaki konfederasyonu desteklemiş, ABD ise diğer Arap devletlerini arkasına alarak bu birliğin genişlemesine karşı çıkmıştır. Milliyetçilik akımının doruk noktasına ulaştığı bir dönemde Abdünnasr’ın önderliğinde Mısır ile Suriye arasındaki birleşme 1958 yılında gerçekleştirildi. BAC, anti-emperyal politikaları gündemde tutarak oluşturulan konfederasyonun ileride büyük bir Arap Birliği’nin sağlanmasına dönük adımlar atılmıştır. Ancak bu hamleler Ürdün, Suudi Arabistan ve Irak monarşilerinin gelecekleri konusunda endişeye sevk etmiş ve bu birleşmenin karşısında yer almışlardır.

       Abdünnasr birleşme için yapılan halk oylamasının %98’e varan oranla kabul edilmesinin ardından BAC Cumhurbaşkanlığı’na seçilmiştir. Halkın desteğini arkasına aldığına inanan ve bu birleşmenin kilit rolünün kendisinde olduğunu savunan Cemal Abdünnasr, Suriye’deki tüm partileri kapattırmış ve yönetimde tek söz sahibi kendisi olmuştur. Suriyeli siyasilerin ikinci plana itilmesi ve arka planda kalınması Abdünnasr’a karşı Suriye’de bir cephenin oluşmasına zemin hazırlamıştır. Mısırlı yetkililerce yönetilmeye başlayan Suriye’de halkın artan tepkisi Hafız Esad’ın bir darbeyle iktidarı ele geçirmesine sebep olmuştur. Oluşan yeni durumda Suriye yönetimi 1961 yılında BAC çatısı altından çekildiğini ilan etmiştir. Mısır ise BAC adını 1971 yılına kadar kullanmayı sürdürmüştür.

       Cemal Abdülnasır’ın başından beri hedeflediği dış politika enstrümanlarından biri olan Arap Birliği ideali ve Panarabizm ideolojisi, Birleşik Arap Cumhuriyeti ile meyvesini vermiş olsa da sağlam temellere oturtulamayan birliktelik kalıcı yönde olamamıştır. Dönemin uluslararası durumu analiz edilerek yapılan ancak planlanmamış, aniden kararlaştırılan, fikri altyapısı sağlamlaştırılmayan, çıkar esaslı bir birliktelik kurulmuştur. Cemal Abdülnasır’ın fikri ideolojisi Nasırizm adı altında Mısır ve diğer Arap coğrafyalarını etkilemiştir. BAC denemesinin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından Arap devletleri arasında siyasi-askeri bir entegrasyonun kalıcı ve yararlı olmayacağı gözler önüne serilmiştir.

Mehmet DELİBAŞ

KAYNAKÇA

  1. https://www.biyografi.net.tr/cemal-abdulnasir-kimdir/
  2. http://www.wikizeroo.net/index.php?q=aHR0cHM6Ly90ci53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvQ2VtYWxfQWJkw7xubmFzxLFy
  3. https://www.tarihkomplo.com/2015/04/msrn-lideri-cemal-abdulnasr.html
  4. https://www.haberturk.com/yazarlar/murat-bardakci/870012-musluman-kardeslerin-liderinin-bundan-26-sene-onceki-ongorusu
  5. https://www.ilimvemedeniyet.com/cemal-abdul-nasir-iktidari-ve-panarabizm-politikasi.html
  6. http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/45/1142/13388.pdf
Bir toplumda kan, kan ile israf edilmişse Mezarlığın yabancısı değilse fikirler Savaş görmüş biz azınlıklar için sadece Ama sadece ölü ...
Daha Fazlasını Oku
Hukuk fakültesi sıralarından geçmiş olan herkes çok iyi bilir. Hukuka giriş dersinde hukukun ne olduğunun tanımı yapılırken daha büyük çerçevede ...
Daha Fazlasını Oku
Bir müddet derin bakışlara tabi bir ifade yüzünde vücut buldu. Ancak bakışının, düşünceleri üzerinde muktedir olamaması sonucu yüzünü çevirdi o ...
Daha Fazlasını Oku