HAKİKAT

Bir müddet derin bakışlara tabi bir ifade yüzünde vücut buldu. Ancak bakışının, düşünceleri üzerinde muktedir olamaması sonucu yüzünü çevirdi o noktadan. Muzdarip şekilde keyfi içeceğine geri döndü. Hayalperest duruşunun ardında canlı bir düşüncenin var olmasını istiyordu aslında. Birkaç yudum aldıktan sonra bir kez daha yüzünü döndü o noktaya. Karşı taraf, bu ince bakışların altında kalmayınca içinde anlık bir cereyan vuku buldu. Zaman birimi öteye varınca bakışların sahipleri kendilerini aynı masada buldu. Birkaç kelam etmek geldi içinden her iki tarafın. Sözlerine başladı ilk bakışın sahibi. Karşı taraf o an anladı ki, mecnun bir ifadenin onun sözlerine yansıdığını. Canlı düşünceleri vecihi oldu sanki. Duygularını şahikalarda yaşıyordu. Kibar sözcükler o an, bir oraya bir buraya savruldu.

Ani bir sarsıntı gözlerini açmasına sebep oldu. Dostu, onu derin düşüncelerinden bir anda çekti. Şaşkınlığı ile gözlerini biraz önceki yere çevirdiği vakit, hayalin ötesine gitmeyen bir vak’anın varlığını bir anda anlamış olmalı ki zihni hüzünle doldu. Gözlerini canlı tuttu ve etrafı gözledi. Şaşkın bakışları üzerinde hissettiği gibi az önceki durumunu açıklamaya çalıştı. Dostundan karşılık bulamadığı açıklamalarının zihnini bu denli işgal etmesine sesini çıkaramaz oldu. Keyfi içeçeğinin etkisi altında olmalıydı. Olduğu yerden kalktı ve içerisinde bir yeis uyandı. Gün batmaya, yağmur çiselemeye başladı. Karanlığa mahkum sokaklar yürüyen insanların gözlerindeki ışıltıyla aydınlık buluyordu. Sessizce kapısına yaklaştı ve adımını içeri attı. Lambasının gazını doldurdu ve günün ilk ışığında eline ulaşan lakin şu an okuma fırsatı bulabildiği mecmuasının yapraklarını çevirmeye başladı. Doğduğu toprakların yazgısı olan otoriterlerin müphem davranışları, mecmuayı her zamanki gibi şekillendiriyordu. Sıkılmış olmalı ki bir kenara attı mecmuasını. Birtakım düşüncelere maruz kaldı yine zihni. Bugün gördüğü ve aynı zamanda hislerini ölçtüğü kişinin manası, nasıl tabi olacaktı ki zihnine. Kahve isteyip istemediğini sordu güzide sesli hizmetçisi. Fincanını uzattı ve kahvesinin doldurulmasını sorgulayan gözlerle izledi. Artık gitmesi gerekiğini belirten hizmetçisine bir miktar kalan ödemesini ifa etmeyi ihmal etmedi. Hizmetçisinin ev için levazım birtakım söz konusu şeylerden bahsetmesi de kulağında yankı uyandırmıştı. Yatağına uzandı ve gecenin sabaha selam verdiği vakte kadar gözlerini açmadı.



Dostu onu kapıda bekliyordu. Ceketini üzerine giydikten sonra dostu ile göz göze geldi. Uzun zamandır çektiği kalp ağrısının kontrolü için yanına uğraması gerektiği hekimine doğru yol almaya başladı. Şehri İstanbul’un klasikleşmiş sesi, şehir meydanında güzel bir ahenk oluşturuyordu. Vapurda sıra beklemeye gelene kadar dostu ile herhangi bir kelam alışverişine girişmedi. Dün için gün sonunda neler yaptığını sorduğu vakit dostuna, mecmuasının yapraklarını çevirdiğinden ve hizmetçisinin kendisine zaruri olan araç gereçlerden söz ettiğinden bahsetti. Dostunun yüz ifadesinde oluşan garabet tutuma, şaşkınlık ile karşılık verince dostu, kendisinin bir hizmetçisi olmadığını söylediğinde, şaşkınlığını doruk noktada hissetti. Hizmetçisinin kendisine kahve uzattığını ve hatta hizmeti karşısında bir bedel ödediğini söyleyince dostu, bir kez daha böyle bir şey olamayacağını, kendisinin çocukluğundan beri kahveden nefret ettiğini, bunun bir rüya olabileceğini söyleyince; zihninde bir çarpıntı oluştu. Dostu haklıydı, ne onun bir hizmetçisi vardı ne de kahve içmeyi severdi.

Vapur karşı tarafa ulaştığı vakit gözlerini denizin mavisinden ayırmak zorunda kaldı. Hekiminin olduğu yere doğru dostu ile beraber yürümeye başladı. Hekimi tıbbiyeden derece ile mezun olmuş ve onunla bir aile dostu vasıtası ile tanışmış biriydi. Dostundan kapının önünde kendisini beklemesini istedi. Dostu güleç bir yüz ile karşılık verdi. İçeriye girdiği vakit hekimi kendisini karşıladı. Bir anda hoş bir sohbet ortamı kaçınılmaz hale geldi. Gülüşmeler ile birlikte hekiminin kendisi ile sağlık problemi üzerine konuşmaları bir müddet devam etti. Konuşmalar bitince dostunun da hekimi ile tanışmasını istedi ve kendisinin kapının önünde beklediğini söyledi. Hekim, kapıya vardığı vakit orada kimsenin olmadığını gördü. Etrafa bir kez daha göz atan hekim, hemşirenin oradan geçtiğini görünce ona, buralarda hastayı bekleyen herhangi bir kişiyi görüp görmediğin sorunca hemşire,  içerideki hastanın dışında bugün buraya kimsenin gelmediğini belirtti. Hekim kendisine durumu anlatınca o, bu durum karşısında sükunetini korudu. Bir yanlışlık içerisinde olduğunu geçiştirici cümleler ile kurduktan sonra hekimin yanından ayrıldı.

Kendisini boğaza karşı izlenim içerisinde buldu. Orada bulunan banka oturdu ve zihninin çözümleyemeyeceği bu durumu sağlam bir zemine oturtmaya çalıştı. Dostunu hatırlayamadı, onu zihninde canlandıramadı. Yanından geçen her bir kişinin hakikatini sorgulamaya başladı. Nasıl bir keşmekeşin içerisindeydi ki hiçbir şey, bir anlama sabit kılınmıyordu. Boğazın eşsiz görüntüsü, ona yalnızca bir gerçeğin kendisi üzerinde etkili olduğunu hissettirir şekilde, vücut buluyordu. İstanbul’a bir ressam fırçası atılmış gibiydi. ‘’Ben bir gerçeğim.’’ diye avazı çıktığı kadar bağıran bu boğazın güzelliği karşısında o bir mana bulamıyordu.



Gün tekrar kararıyor ve dünya üzerindeki her insanın yaşamı bir gün daha eksilme yaşıyordu. Kuşlar yaşamlarını kolay şekilde idame ettirecek bölgelere iltica ediyor, ağaçlar dallarını sallamaktan çekinmiyordu. Dostunu kaybetmiş bir zihni haiz o, olanları düşünecek bir canlılık hissedemiyordu. Kapısını açtı, sofaya geçti. Eskimiş masasına oturdu, sararmış kağıtlarını kendisine doğru çekti. Onun gözlerine dalmış olmalı ki kalem ellerinde kaldı bir süre. Müşfik bir an, tarumar bir duygu yaşıyordu. Süregelen vakit, bakışmaların devam etmesine karşı gelemedi. Gözlerini kapattı ve kendisini sıktı. Birkaç damla gözyaşı kendisini dışarıda buldu. O, dokunabildiği şeyleri hakikatine uygun buluyor, yaşamının sürdürülebilir olmasını ise hayali olaylara bağlıyordu. Yaşamını hayalleriyle şekillendiriyor ancak bir müddet ellerinde birkaç damla gözyaşı dışında bir şey kalmıyordu.

Emrullah ÖZALP

Son Yazılar: