Hukuka Aykırı Delil Kavramı

Giriş

Deliller, bir ceza muhakemesi hukuku konusu olarak suçun ortaya çıkarılması ve maddi gerçeğin göz önüne serilebilmesi açısından çok büyük önem arz etmektedir. Ceza Muhakemesi Kanunu bu açıdan suçun her türlü delil ile ispat edilebileceğini öngörmüştür. Ceza muhakemesi hukuku açısından delil serbestisi esastır, hâkimler tarafların getirdiği delillerle sınırlı olmamakla beraber re ’sen araştırma yapma yetkisini haizdirler. CMK m. 217/1 hükmünde “Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir.” denilmek suretiyle vicdani delil sistemi öngörülmüştür. Bu işlemlerin tamamının hukukun çizdiği sınırlar içerisinde yapılması gerekmektedir. Aksi takdirde karşımıza hukuka
aykırı delil kavramı çıkacaktır.

HUKUKA AYKIRI DELİL KAVRAMI


Ceza Hukuku açısından maddi gerçeğin ortaya çıkartılması, bozulan kamu düzeninin yeniden tesis edilmesi ve toplumun suçtan arındırılması en büyük amaçlardır. Bu amaçlar ne kadar büyük ve önemli de olsa bunlara ulaşılması için her türlü aracın meşru olacağı hiçbir sınırlamaya tabi olunmadığı söylenemez. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 2’de belirtildiği üzere Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Anayasa Mahkemesi’nin 1976 tarihli kararında “hukuk devleti demek, insan haklarına saygılı ve bu hakları koruyucu, âdil bir hukuk düzeni kuran ve bunu devam ettirmekle kendini yükümlü sanan, bütün davranışlarında hukuk kurallarına ve Anayasa’ya uygun bütün işlem ve eylemleri yargı denetimine bağlı olan devlet demektir.” denilerek hukuk devletinin tanımı yapılmıştır. Buna göre bir hukuk devletinde yapılan tüm işlemlerin hukuka uygun olarak yapılması bir zorunluluktur. Hukuk devleti ilkesinin ceza yargılamasında delillere yansıması da şüphesiz kaçınılmazdır. Anayasa m. 38/6’da “Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular delil olarak kabul edilemez.” denilmiş, CMK m. 217/2’de “Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.” denilerek delilin hukuka uygun elde edilmiş olması gerektiği vurgulanmış, CMK m. 206/2-a’da “Delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse.” denilerek hukuka aykırı delil reddedilecek deliller arasında sayılmış, CMK m. 289/1-i’de “Hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması.” hali kesin hukuka aykırılık oluşturur denilerek kararı bozma sebebi olarak gösterilmiş bulunmaktadır. Türk mevzuatı görüldüğü üzere hukuka aykırı delil kavramını istisna belirtmeksizin katı bir şekilde düzenlemektedir. Hukuka aykırı delil kavramının temellendirilmesinde hukuk devleti ilkesinin korunması dışında farklı pek çok sav öne sürülmektedir Bunlara adil yargılanma hakkının korunması, temel hak ve hürriyetlerin ihlal edilmesinin engellenmesi, bireyin hukuki güvenliğinin sağlanması ve kolluğun disipline edilmesi örnek olarak verilebilir.

Hukuka aykırılık kavramı, kanuna aykırılık kavramından daha geniş değerlendirilmektedir. Kanuna aykırılıktan pozitif hukuk anlamında bir egemen devlette yürürlükte bulunan kurallar bütününe (anayasa, yasa, içtihadı birleştirme kararı, uluslararası sözleşmelerden doğan yükümlülükler vs.) aykırılık anlaşılmaktayken hukuka aykırılık denildiğinde ise bunlara ek olarak hukukun genel ilkelerine ve temel hak ve hürriyetlere dair evrensel hukuk ilkelerine aykırılık anlaşılmaktadır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2005 tarihli kararında “gerek pozitif hukuk metinlerine gerekse kişilerin temel hak ve hürriyetlerine ilişkin evrensel hukuk ilkelerine aykırılık bulunup bulunmadığı gözetilmeli ve aykırılığın varlığı halinde hukuka aykırılığın mevcudiyeti kabul edilmelidir.” diyerek hukuka aykırılığı daha geniş yorumlamıştır.
Hukuka aykırılık 3 farklı şekilde ortaya çıkabilir. İlk olarak kanunda açıkça yasaklanmış yöntemlerle delil elde edilmiş olabilir, örneğin CMK m.148 açıkça yasak yöntemleri saymıştır. İkinci olarak kanunda açıkça yasaklama olmamasına rağmen koyulan kurala aykırı olarak delil elde edilmiş olabilir. Son olarak da yürürlükteki hukukun sessiz kaldığı durumda uluslararası veya evrensel ilkelere aykırı olarak delil elde edilmiş olabilir. 3 farklı şekilde ortaya çıkabilen
hukuka aykırı delil kavramının 2 boyutu mevcuttur. Birincisi hukuka aykırı delil elde etme yasağıdır. Bunun sonucu olarak soruşturmanın ya da kovuşturmanın herhangi bir safhasında delillerin elde edilmesinde hukuka aykırı yöntemlere başvurulamaz. İkinci boyutu ise hukuka aykırı delilleri değerlendirme yasağıdır. Bunun sonucunda ise eğer delil hukuka aykırı yollarla elde edilmiş ise ceza yargılaması açısından değerlendirme dışı tutulacaktır.



Hukuka Aykırı Delillerin Değerlendirilmesi Sorunu

Mutlak değerlendirme yasağı görüşü: Bu görüşe göre az ya da çok hukuka aykırılıktan söz edilemez, bu sebeple hukuka aykırı olarak elde edilmiş her delil değerlendirme dışı kalmalıdır ve bu delillerin esas teşkil ettiği hükümler de bozulmalıdır. Bu görüşe gerekçe olarak mevzuatta hukuka aykırılık derecesi gibi herhangi bir ayrım yapılmadığı, hukuka aykırı delillerin bir kere kabul edilmesiyle birlikte bireylerin hukuk güvenliğinden adil yargılanma hakkından bahsedilemeyeceği gösterilmektedir.

Menfaat çatışması-Nispi değerlendirme yasağı görüşü: Bu görüşe göre hâkim kanunda açıkça yasaklanmış olan delil yasakları haricinde hukuka aykırı elde edilmiş delillere dair somut olayın şartlarına göre takdir yetkisini kullanmalıdır. Eğer hukuka aykırı delilin elde edilmesi sırasında sanığın hakları ihlal edilmediyse bu hukuka aykırı deliller kullanılabilmelidir. Sanığın haklarının ihlal edildiği durumda ise suçun topluma verdiği zarar ile sanığın haklarının ihlal
edilmesinden doğan kişisel ve toplumsal zarar karşılaştırılarak delilin değerlendirilmesi hakkında karar verilmelidir. Bu görüş hukuka aykırı delil kavramının kişi hak ve özgürlükleri temelinde değerlendirildiği Kara Avrupası hukuk sistemlerinde daha yaygındır. Bu görüşü; yanıltıcı olduğu, adaletsiz sonuçlara yol açabileceği, hiçbir zaman menfaatler
arasında objektif bir değerlendirme yapılamayacağı, hukuk güvenliğini ve adil yargılanma hakkını ortadan kaldıracağı gerekçeleriyle eleştirenler mevcuttur.

Delilin hukuka uygun yollarla elde edilebileceği görüşü: İsviçre kaynaklı olan bu görüşe göre hukuka aykırı olarak elde edilen delilin hukuka uygun yollardan da elde edilebileceği anlaşılırsa delil değerlendirme dışı bırakılmaz. Özellikle ağır suçlarda uygulanan bu değerlendirme yöntemi İsviçre Federal Mahkemesi tarafından sıklıkla kullanılmaktadır.
İsviçre Federal Mahkemesi kararlarında “hukuka aykırı delilin, hukuka uygun yollarla elde edilmesinin imkânsız olduğu durumlarda” değerlendirme dışı tutulacağını belirtmiştir.

Hukuka Aykırı Delil Kavramının Mukayeseli Hukuktaki Yeri

Anglo-Amerikan Hukuk Sistemi: Anglo-Amerikan hukuku açısından mutlak değerlendirme yasağı görüşü sıkı bir şekilde uygulanmaktadır. “Anglo-Amerikan ceza adalet sistemi olup, bu sistemde, hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen kanıtlar, hukuka aykırılığın boyutuna bakılmaksızın değerlendirme yasağı kapsamındadır. Mutlak değerlendirme yasağının benimsendiği bu sistemde, hukuka aykırılığın boyutu ile herhangi bir temel hak veya özgürlüğü zedeleyip zedelemediği önemli olmadığı gibi, delil elde edilirken, yapılan hukuka aykırılık nedeniyle sanığın hangi hakkının ihlal
edildiği ile de ilgilenilmez. Hukuka aykırı yollarla elde edilmiş bir kanıt varsa, artık o kanıt kullanılamaz. Bu sisteme yöneltilen en büyük eleştiri, kolluğu disipline etmeyi amaçlayan bu uygulamanın, adalet sistemini kilitleyebileceği ve toplumun adalet duygusunu inciten sonuçların ortaya çıkmasına yol açabileceğidir.” denilerek Anglo-Amerikan hukuk
sisteminin eğilimi Yargıtay’ın 2009 tarihli kararında açıklanmıştır.

Arizona Eyalet Mahkemesi 1966 tarihli Miranda-Miranda v Arizona kararında sanığa sorgulama esnasında haklarının hatırlatılmadığı gerekçesiyle bu sorgulama sonucunda ulaşılan delilleri değerlendirme dışı bırakmıştır. Bunun sonucu olarak sanığın ikrarı mahkeme tarafından kabul edilmemiştir. Görüldüğü üzere ikrarın serbest irade ürünü olması çok büyük önem arz etmekte ve bu serbest iradeye gölge düşüren en küçük şekil hataları bile ikrarın geçersiz olmasına sebep olmaktadır. Aynı doğrultuda 1967 yılında Federal Yüksek Mahkeme Katz v US kararında polis tarafından elektronik aletlerle yapılan dinlemeyi hukuka aykırı bulmuştur.

Kara Avrupası Hukuk Sistemi: YCGK Kara Avrupası hukuk sistemindeki eğilimi şöyle açıklamaktadır; “Nisbi değerlendirme yasağını öngören ve Kara Avrupası’nda egemen olan sistemdir. Bu sistemde, ihlal edilen kuralın koruduğu hukuki değerden yola çıkılmak suretiyle, yalnızca temel haklar ihlal edilerek elde edilen kanıtların değerlendirilemeyeceği, yasanın mutlak aykırılık olarak öngördüğü ihlaller dışındaki aykırılıkların ise yasak kapsamında bulunup bulunmadığının, her somut olayda hâkim tarafından değerlendirileceği kabul edilmektedir.”

İsviçre Federal Mahkemesi, somut olayda sanığın “kişisel haklarının korunmasına yönelik meşru çıkarı söz konusu ise” hukuka aykırı delilin reddedilmesi gerektiğini, aksi durumda ise bu delilin değerlendirmeye alınabileceğini belirtmektedir. Diğer bir değişle hak ihlali kriterini uygulamaktadır. İsviçre Ceza Muhakemesi Kanunu m. 140’da “ceza makamları tarafından hukuka aykırı bir biçimde veya geçerlilik kuralları ihlal edilerek ikame edilen deliller kullanılamaz, meğerki kullanılmaları, ağır suçların aydınlatılması için vazgeçilmez olsun.” şeklinde bir düzenlemeyle
menfaat çatışması görüşü benimsenmiştir. Ağır suçlar açısından suçun topluma verdiği zarar göz önünde bulundurularak hukuka aykırı delil değerlendirmeye alınmaktadır ancak dikkat edilmesi gereken konu, kanunda açıkça yasaklanan yöntemler kullanılarak elde edilen delillerin kesin olarak değerlendirme dışı olduğudur.

Alman Federal Mahkemesi (BGH) delillerin değerlendirmesini yaparken hak ihlali kriterini uygulamakta ve bu hak ihlalinin sanık için ne kadar önemli olduğuna bakmaktadır. Eğer ihlal edilen hak anayasal bir hak ise delil değerlendirilmemektedir. Ayrıca delillerin elde edilmesi için uygulanan sınırlamaların devlet organları için olduğu, özel kişilerin elde edeceği deliller için böyle bir sınırlamanın olmadığı savunulmaktadır. Alman doktrininde mahkemenin bu tutumu eleştirilmektedir.



Yargıtay’ın Uygulamaları

Yargıtay’ın mutlak değerlendirme yasağı görüşünü destekleyen kararları olmakla birlikte genel olarak eğilimi Kıta Avrupası hukuk sisteminde olduğu gibi nispi değerlendirme yasağı görüşünü uygulamak yönündedir. CMK ve Anayasanın, hukuka aykırı delillerle ilgili düzenlemelerde, herhangi bir hukuka aykırılık ayrımı yapmadan, hukuka aykırı delillerin değerlendirme dışı bırakılacağını belirtmesine karşın bu şekilde bir uygulamanın varlığı eleştirilmektedir.

Yargıtay 7. Ceza Dairesi 2005 yılında verdiği kararında, yargıç kararı olmadan ve “gecikmesinde sakınca bulunan halin varlığını gösteren bir tespit, bilgi ve belge de bulunmamakta ” iken yapılan aramayı hukuka aykırı olarak değerlendirerek kararın bozulmasına karar vermiştir. Aynı yönde 4. Ceza Dairesi 2009 yılında gizli kayıt yapılmak suretiyle hukuka aykırı elde edilen delilleri değerlendirme dışı bırakmıştır. Bu kararlarında Yargıtay mutlak değerlendirme yasağı görüşünden yana taraf takınmıştır.

Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 1992 tarihli kararında hukuka aykırı olarak elde edilen delilin sonuca etkili olmadığı gerekçesiyle kararı onamıştır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2007 tarihli kararında hukuka aykırı delilin “illiyet bağı, etkileme gücü ve hak ihlali kriterlerine” göre değerlendirilmesi gerektiğini belirterek nispi değerlendirme yasağı görüşünü benimsemiştir. Karara konu olan olayda, ihlal edilen usûl kuralının (arama esnasında bulunması gereken kişiler CMK m.120/1) uyulması zorunlu olmayan bir nitelikte olduğu sonucu çıkmaktadır. YCGK, usul kurallarını uyulması zorunlu olan “esasa ilişkin usul kuralları” ve diğer usul kuralları şeklinde ikiye ayırmış ancak bunların neye göre belirleneceğini belirtmemiştir. Yine aynı yönde YCGK’nun 2012 tarihli kararında, her usûlî aykırılığın hak ihlali oluşturmayacağı söylenerek nispi değerlendirme yasağı görüşü hak ihlali kriteri eşliğinde uygulanmıştır. Bu kararlarında ise görüldüğü üzere Yargıtay, içtihadını nispi değerlendirme yasağı görüşünü benimseyerek oluşturmuştur.

ZEHİRLİ AĞACIN MEYVESİ

Hukuka aykırı delillerin uzak etkisi de denilen bu değerlendirmenin konusu hukuka aykırı delillerden yola çıkılarak elde edilen delillerin değerlendirmeye alınıp alınmayacağı sorunudur. Anglo-Amerikan hukukunda Federal Yüksek Mahkeme’nin 1920 tarihli kararından itibaren oturmuş olan içtihada göre “Zehirli ağacın meyvesi de zehirlidir.” denilmek suretiyle katı bir şekilde bu delillerin de değerlendirme dışı bırakılması gerektiği söylenmiştir. Bu açıdan
bakıldığında hukuka aykırı delil sayesinde elde edilen diğer delillerin de hükme esas teşkil edemeyeceği ve bozma sebebi olduğu anlaşılmaktadır. Alman Hukukunda ise bu değerlendirmenin somut olayın şartlarına göre yapılması gerektiği söylenerek yine kısmi değerlendirme yasağına yakın bir görüş savunulmaktadır. Alman Hukuku, anlaşılacağı üzere,
daha yumuşak olarak bu delilleri kabul etmeye meyillidir. Bu değerlendirme açıkça kanunda yasaklanan hukuka aykırı deliller haricinde kalan deliller için yapılmaktadır.

Türk doktrininde bir görüş hukuka aykırı delilin art etkisini Anglo-Amerikan hukukunda olduğu gibi sert bir şekilde kabul ederken bir diğer görüş ise bu etkiyi yalnızca suç oluşturan fiiller sonucunda elde edilen deliller için kabul etmekte, diğer hukuka aykırı deliller için bu etkiyi kabul etmemektedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2005 tarihli kararında usûlüne göre yapılmayan arama işlemini hukuka aykırı saymış ancak sanığın ikrarı sebebiyle kararın onanmasına karar vermiştir. Bir diğer ifadeyle art etkiyi kabul etmemiştir. Karardaki karşı oy gerekçesinde ise “Hukuk kurallarına uyulmadan yapılan arama sonucu hint kenevirlerinin bulunduğuna dair arama zabıtları (sanığın) önüne konulmuştur. Köşeye sıkıştırıldığını hisseden sanık bu baskı altında itirafta bulunmak zorunda kalmıştır.” denilmek suretiyle art etki görüşü savunulmuştur.

KİŞİSEL GÖRÜŞ

Mutlak değerlendirme yasağı görüşü, her ne kadar haksızlıklara sebep olabilir ve adaletin tecelli etmesini engelleyebilir denilerek eleştiriliyor da olsa kanımızca kendi içerisinde tutarlı olan ve savunulmaya layık olan görüştür. Ceza Hukuku; devletin “maddi gerçeği ortaya çıkartmak ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek amacıyla” tüm gücüyle sanığın üzerine gittiği hukuk dalıdır. Sanığın bu olağanüstü güç karşısında kendini tek koruma yolu kişi hak ve hürriyetlerini güvence altına alan hukuk düzenidir. Bir başka ifadeyle bireyi devletten koruyan şey şüphesiz hukukun kendisidir. Eğer
ceza yargılanmasında hukuka aykırı deliller kabul edilirse bu durumda sanığın elinden tek güvencesi de alınmış olacaktır. Hukuk güvenliği kalmayacak, adil yargılanma hakkı ihlal edilecek, hukuk devleti ilkesine aykırı işlemler yapılmış olacaktır. Bu sebeplerden dolayı mutlak değerlendirme yasağı görüşünü uygulayan Anglo-Amerikan hukuk düzeninin hukuk güvenliği açısından daha elverişli olduğu kuşkusuzdur. Mevzuatımız açısından Anayasa ve CMK’ da bulunan düzenlemelerde hukuka aykırılığın derecelendirilmediği açıktır. Mevzuatta hukuka aykırı deliller herhangi bir ayrıma tabi olmadan değerlendirme dışı bırakılmıştır. Sonuç olarak hukuka aykırı delilin de, hukuka aykırı delilden hareketle elde edilen delilin de herhangi bir ek kritere başvurulmadan değerlendirme dışı bırakılması uygulanması gereken tutumdur.

Fatih MALKOÇ

And Dergi 4. sayısında yayımlanmıştır.

Dipnotlar;
AYM E. 1976/1 K.1976/28 T. 25/5/1976
Güçlü Akyürek, Ceza Yargılamasında
Hukuka Aykırı Delillerin Değerlendirilmesi Sorunu
YCGK E. 2005/7-144 K. 2005/150 T.
29.11.2005
Nur Centel – Hamide Zafer, Ceza
Muhakemesi Hukuku , Beta, 8. Bası,
İstanbul, 2011
Seydi Kaymaz, Ceza Muhakemesinde
Hukuka Aykırı Deliller, Seçkin, Ankara,
1997, s.263
Kunter – Feridun Yenisey – Ayşe
Nuhoğlu, Muhakeme Dalı Olarak Ceza
Muhakemesi Hukuku, Beta, 18. Bası,
İstanbul, 2010
Nur Centel – Hamide Zafer, Ceza
Muhakemesi Hukuku , Beta, 8. Bası,
İstanbul, 2011
ATF 96 I 437, JdT 1972 I 217
YCGK E. 2009/7-160 K. 2009/264 T.
17.11.2009
Seydi Kaymaz, Ceza Muhakemesinde
Hukuka Aykırı Deliller, Seçkin, Ankara,
1997, s.263
YCGK E. 2009/7-160 K. 2009/264 T.
17.11.2009
ATF 109 Ia 244
Yurtcan, Ceza Yargılaması Hukuku,
İstanbul 1994, s.252-253
Y. 7.CD. E. 2003/13539 K. 2005/8098
20.06.2005
Y. 4.CD. E. 2007/11957 K. 2009/21077
T. 22.12.2009
Y. 5.CD. E. 1992/174 K. 1992/465 T.
12.12.1992
YCGK E. 2007/7-147 K. 2007/159 T.
26.6.2007
YCGK E. 2011/8-278 K. 2012/96 T.
13.3.2012
Silverthorne Lumber Co v. United
States 251 U.S. 385 (1920)
Nur Centel – Hamide Zafer, Ceza
Muhakemesi Hukuku , Beta, 8. Bası,
İstanbul, 2011
Nurullah Kunter – Feridun Yenisey –
Ayşe Nuhoğlu, Muhakeme Dalı Olarak
Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta, 18.
Bası, İstanbul, 2010
YCGK E. 2005/7-144 K. 2005/150 T.
29.11.2005

Son Yazılar: