Modern Coğrafi Keşifler

              İnsanların, üzerinde yaşadıkları Dünya’nın sanıldığından daha geniş olduğunu anlamalarını sağlayan coğrafya keşifler, Denizci Henry (1394-1460)  tarafından başlatılmıştır. Bu açıdan bakıldığında Rönesans’ın başını çekenlerin İtalyanlar değil Portekizliler olduğunu söylemek doğru olur. Sonradan başka ülkelerin kâşiflerinin de katıldığı Denizci Henry’nin girişimi, özü itibariyle bilinmeyene yönelmiş olması dolayısıyla, cesaret isteyen, kahramanca bir iş olarak görülebilir. Bu girişimlerde bulunma cesaretini gösterenlerin sayısının tarihin diğer dönemlerinde görülmedik ölçüde çoğalmasıyla Rönesans, aynı zamanda dünyanın da yeniden doğduğu bir dönem olmuştur. Dünya’nın bilinen yüzünü bütünüyle değiştiren bu keşiflerin büyük kısmının Rönesans döneminde gerçekleşmesi, bu dönemi coğrafya keşifler vesilesiyle  gerçek anlamda altın çağı yapar. Zira 1600 yılına gelindiğinde Dünya yüzeyinin bilinen kısmı iki yüzyıl öncesine göre iki kat artmıştı. Bu gerçekten inanılmaz bir gelişmeydi ve sadece nicelik açısından değil nitelik açısından da dikkat çekici bir artıştı. Keşiflerle yeni iklimler ve doğanın yeni yüzleri ortaya çıkarıldı, denizlere ilişkin bilgiler arttı. Giderek okyanuslar fethedildi. Kutup bölgeleri, çöller ve tropik dünya bilinir hale geldi. Oysa fazla değil birkaç yüzyıl öncesine kadar Antik ve Orta çağ denizcileri seferlerini genellikle sahili izleyerek gerçekleştiriyordu, günlerce karayı görmeden seyahat etmeleri çok nadirdi.1

               Dünyada nüfus artış hızına baktığınızda; Birleşmiş Milletler verilerine göre 1 Temmuz 1989’da dünya nüfusu, 5 milyar 234 milyondu. 2000 yılında bu sayı  6 milyar 158 milyona ulaştı. Bu verilere göre 2025 yılında dünyada 8 milyar 467 milyon  insanın yaşayacağı tahmin edilmektedir. Geleceğe ilişkin bu tahminler, günümüzdeki nüfus artış hızı dikkate alınarak yapılmaktadır. Günümüzde her yıl 1.782’lik bir artış hızı ile dünya nüfusuna  93 milyon insan eklenmektedir. Dolaysıyla artan nüfus ihtiyacı nasıl karşılanır, sorusuna bilim insanları yanıt aramak zorundadır.2

             Hepimiz birer tüketiciyiz ve her tüketici hayatı boyunca ortalama iki ton bakır ve yedi yüz  kilo çinko kullanıyor. Sadece tek bir akıllı telefonun içerisinde otuz farklı metal bulunuyor. Bunlar arasında karada tartışmalı koşullarla elde edilen kobalt ve nadir toprak elementleri de vardır. Savunma sanayisinden, otomobil  sanayisine kadar pek çok yerde kullanılan bu metaller ve nadir toprak elemetlerin kaynağı dünyamızda sınırlıdır ve tükenmeye yakındır. Geri dönüşüm projelerimizle bu sonu uzaklaştırmaya çalışsak da hayatın akışını sağlayabilmek  için artık vazgeçilmezlerimiz haline gelmişlerdir.

             Coğrafi keşiflerde olduğu gibi insanoğlu yeni madenler ve metaller keşfettiğinde bunları kullanıp yeni teknolojiler keşfetmeyi ve yeni ürünler piyasaya çıkarmayı hedeflemiş ve bu ürünleri dünya pazarına sürmüştür. Şu anda da pek çok teknolojik ürün hayatımıza girmiş ve insanlığın hayat standartlarını sürekli yukarı taşımaktadır. Artık bu ürünleri kullanmadan hayat idame ettirmek imkansız hale gelmişitir. Ancak tüm bu teknolojik alet ve ürünler için ham madde gerekir  ki dünyamızda bulunan kaynaklar sınırlıdır. Dolayısıyla bu metaller için farklı kaynaklar bulma arayışları hız kazanmıştır.

              Bu  bağlamda yıllardır uzayı, derinliklerini, astroidleri ve gezegenleri gözlemleyen NASA, astroidleri sınıflandırmış ve ekonomik değere sahip olanları belirlemiştir. Ekonomik değere sahip 10 metre çaplı bir astroidin yaklaşık 650 bin kilogram metal ve 50 kilogram nadir element rezervine sahip olduğu hesaplanmıştır. 1898 yılında G. P. Serviss tarafından yazılmış “Edison’s Conquest of Mars” isimli kitap, saf altından oluşan astroid ile uzay madenciliğinden ilk bahseden kitaptır. Aslında tüm bunlar yapıldıkları zamanda bilim kurgu olmasına rağmen, özünde insanoğlunun  Dünya’nın kaynaklarının kısıtlı olduğunu ve gün gelecek bu kaynakaların yetmeyeceğini, bu nedenle de dünya dışı kaynaklara ulaşmak gerekliliğinin farkında olmasından kaynaklanmaktadır.  Geçmişte bilim kurgu gibi görünen bu olgu, bugün kurulmuş ve ütopik gibi görünen üç uzay madenciliği şirketi ile gerçeklik aramaktadır. Tabii ki şu anda süper güç olduğu varsayılan ve bu gücünü korumayı hedefleyen, enerji ve ham madde açlığı ile bilinen ABD ve Planetaryresources, Deep Space Industries ve KeplerEnergy and Space Engineering adıyla üç şirket; belirtilen hedefi, uzay teknolojilerini geliştirerek ve dağıtarak “Dünya’nın doğal kaynak tabanını genişletmektir”. Asteroit madenciliği altyapısı ve ar-ge çalışmaları yapmalarıdır.3

                Bu sektöre yönelen devlet sayısı giderek artmakta ve rekabet ortamı kızışmaktadır. Zira coğrafi keşiflerde olduğu gibi yeni ham madde yataklarının tespiti ile gücüne güç katmak isteyenler sadece batılı devletler değil, doğu devletlerinden;  Çin, Hindistan, Japonya gibi devletler de bu keşiflere ortak olmak  için gerekli teknoloji seferberliğine girişmişlerdir. Sadece 2019 yılına baktığımızda Hindistan Uzay Ajansı, Ay’ın Güney kutbuna Chandrayaan-2’ nin taşıyacağı robot uydusunu  indirmeyi hedeflemiş, uzay aracı ve gezgin araçlar ile Ay’daki maden kaynaklarını ve Ay’ın topokrafisini incelemeyi amaçlamıştır.

               Çin ise Chang’e 5 ile Ay’ı keşfetmeye devam etmek istemektedir. Aralık ayında uzaya gönderilmesi plananan Chang’e 5’in dünyaya Ay yüzeyinden topladığı kaya ve toprak örneklerini getirmesi bekleniyor. Başarılı geçmesi halinde 1976’dan bu yana ilk kez Ay üzerinden malzemeler Dünya’ya getirilecektir.

              Uzayda yaşanan rekabet sadece teknoloji ve savunma alanında değil, turizm alanında da yaşanmaktadır.

SpaceX (Hawthorne, Kaliforniya, ABD), Blue Origin (Kent, Washington, ABD) ve Virgin Galactic (Mojave, Kaliforniya, ABD) gibi şirketler, ilerleyen yıllarda müşterilerine uzay turu sağlamak için çalışmalarını sürdürüyor.

Elon Musk’ın CEO’su olduğu SpaceX, ilk turistik uzay gezisini 2023’te Ay yörüngesine yapmayı planlıyor. Götüreceği ilk turistin ise Japon milyarder Yusaku Maezawa olduğu duyuruldu.

Uzaya fırlatıldıktan sonra Dünya’ya geri dönebilen ve dikey iniş yapabilen Falcon 9 roketlerinin, yörüngeye uydu ve insan gönderme maliyetini yüzde 40’a kadar azaltması bekleniyor.

Uzaya turistik seyahat düzenlemeyi hedefleyen bir diğer şirket Virgin Galactic.Richard Branson’ın sahibi olduğu şirket, SpaceShipTwo adlı uzay aracının test sürüşlerine devam ediyor

Branson 2019’un ortasında SpaceShipTwo ile uzaya yapılacak ilk ticari uçuşu gerçekleştirmek istiyor.Uzaya gidecek bu araçlara binme biletinin ücretinin ise 250 bin dolar olacağı açıklandı.

ABD’li e-ticaret devi Amazon’un kurucusu Jeff Bezos’a ait roket şirketi Blue Origin de Shepard ile uzaya turist göndermek için çalışmalar yapıyor. SpaceX’in uzay aracı Falcon gibi New Shepard’da tekrar tekrar kullanılabilecek.5

              Bu gelişmeler ışığında ülkemizde bu keşiflere katılım  istekliliği ve altyapısının  durumu ne yazık ki beklenen düzeyde değildir. Ancak  Türk Havacılık Ve Uzay Sanayii Uzay araştırmaları kapsamında dünya üzerinde kesintisiz sivil ve askeri faliyetleri gözlemleyebilmek için GÖKTÜRK-1 ve ilk yüksek çözünürlüklü yer gözlem uydusu GÖKTÜRK-2 yerli olarak yapılmış ve yine Uzay Sistemleri Entegrasyon ve Test Merkezi kurulmuştur.

             Türkiye’nin üçü haberleşme, üçü gözlem olmak üzere toplam altı aktif uydusu bulunuyor. Türksat 3A, Türksat 4A ve Türksat 4B uyduları haberleşme ihtiyacını karşılarken, Rasat, Göktürk-1 ve Göktürk-2 uyduları gözlem amacıyla kullanılıyor.

             Türkiye’de tasarlanarak üretilen ilk yer gözlem uydusu Rasat, 17 Ağustos 2011’de Rusya’dan fırlatıldı. Hiçbir sınırlama olmadan dünyanın her yerinden görüntü alabilen Rasat, bu görüntüleri  uzayda bulunan yer istasyonuna iletiyor. Rasat’tan elde edilen görüntüler haritacılık, afet izleme, akıllı tarım, çevre, şehircilik ve planlama çalışmalarında kullanılıyor. Uzayda görev yaptığı süre boyunca dünya üzerinde toplam 14 milyon 956 bin 200 kilometrekare alanın görüntüsünü çeken Rasat, 2 bin 716 görevi başarıyla yerine getirdi.

          Tasarım ömrü üç yıl olmasına rağmen sekiz yıldır başarıyla çalışan Rasat, dünya yörüngesinde 40 bin 855 tur attı. Rasat uydusu, güneşe eş zamanlı dairesel yörüngede, 700 kilometre irtifada bulunuyor ve 7,5 metre siyah-beyaz, 15 metre çok bantlı uzamsal çözünürlükte süpürçek (pushbroom) kamerayla görev yapıyor.

          Türkiye’nin uydu teknolojileri alanındaki yatırımları sürerken, yüksek çözünürlüklü İMECE adlı gözlem uydusunun geliştirilmesine yönelik çalışmalar da ilerliyor. İMECE ve Türkiye’nin ilk haberleşme uydusu Türksat 6A uydularının 2021 yılında uzaydaki yerlerini alması planlanıyor.

          Haberleşme uydularından Türksat 5A ve Türksat 5B’nin tasarım ve üretim faaliyetleri de Airbus D&S firmasının Fransa ve İngiltere’deki tesislerinde takvime uygun şekilde devam ediyor. Türksat 5A uydusunun 2020’de, Türksat 5B’nin de 2021’de uzaya gönderilmesi hedefleniyor.

          Daha önce uzaya yollanan üç haberleşme uydusu Türksat 1B, Türksat 1C, Türksat 2A ile BİLSAT isimli bir gözlem uydusu ise ömrünü tamamladı.4

          Savunma Sanayi Başkanlığı ile Roketsan arasında Mikro Uydu Fırlatma Sistemi (MUFS) Geliştirme Projesi’ne dair sözleşme imzalandı. Proje bittiğinde 100 kilogram ve altındaki mikro uydular, yüksekliği en az 400 kilometre olan Alçak Dünya Yörüngesine yerleştirilebilecek. Ayrıca Savunma Sanayi Başkanlığı bünyesinde kurulan DeltaV Uzay Teknolojileri A.Ş’nin hibrit yakıtlı roket denemeleri de devam ediyor. Türkiye başlattığı bu projeleri planlanan zamanda yapabilirse, dünyadaki bu trendi yakalayabilir ve kendi uydusunu  kendi roketiyle uzaya taşıyabilen sayılı ülkeler arasında yerini alabilir.

Ve 13 Aralık 2018; Ankara Merkezli Türkiye Uzay Ajansı kurulmuştur.

              Bu gelişmeler umut verici olsa da gerekli teknolojinin gerisinde olduğumuz gerçeği aşikardır. Teknoloji transferleri ve gerekli ar-ge çalışmalarıyla öğrencilerin bu konuda bilinçlendirilmesi ve uzay teknolojileri ve mühendisliği bölümlerinde vizyonlu bir eğitim verilmesi durumunda  kısa bir sürede bu yarışa ortak olacağımız kanaatindeyim.

 KAYNAKÇA           

1Prof. Dr. Hüseyin Gazi Topdemir, ‘’Coğrafi Keşifler’’,Bilim ve Teknik Dergisi (Mayıs 2013),s. 90.

2Temel Britannica, London 1992, cilt 13, s.113-114

3Dr.Zeynep Elif Yildizel, ‘’Enerjide Uzay Çağı’’, 15 Ocak 2016 https://www.zeynepelifyildizel.com/dosyalar/25-01-2016-11-09-28.pdf  adresinden alındı.

4(AA) – Anadolu Ajansı, 11 Nisan 2019. Ed.Ömer Faruk Sarı, ‘’Türkiye’nin Uzaydaki Gözleri’’

5TRT Haber, Şinhua, Strait Times, Reuters, Sputnik News

ALİ ÖZDEMİR

And Dergi 5. sayısında yayımlanmıştır.

Kırlangıca dair: Yoz damdan bozma yirmi sene Ve fakülte, deprem, şair Kıvılcım. . Sonrasını masalarda anlatmadan önce Masaların sağır diplerine ...
Daha Fazlasını Oku
Bir toplumda kan, kan ile israf edilmişse Mezarlığın yabancısı değilse fikirler Savaş görmüş biz azınlıklar için sadece Ama sadece ölü ...
Daha Fazlasını Oku
Hukuk fakültesi sıralarından geçmiş olan herkes çok iyi bilir. Hukuka giriş dersinde hukukun ne olduğunun tanımı yapılırken daha büyük çerçevede ...
Daha Fazlasını Oku