SADELİKTEN GELEN ÖZGÜRLÜK FELSEFESİ : MİNİMALİZM

“Gerçek ihtiyaçlar ile sahte ihtiyaçlar arasındaki ayrımın ortadan kalktığı tüketim toplumunda birey, tüketim mallarını satın almanın ve bunları sergilemenin toplumsal bir ayrıcalık ve prestij getirdiğine inanır. İnsan bu süreçte bir yandan kendini toplumsal olarak diğerlerinden ayırt ettiğine inanırken, bir yandan da tüketim toplumuyla bütünleşir. Dolayısıyla tüketmek birey için bir zorunluluğa dönüşür. İnsani ilişkiler yerini maddelerle ilişkiye bırakır. Artık geçerli ahlâk, tüketim etkinliğinin ta kendisidir.”

Jean Baudrillard

Türkçeye henüz geçmemiş minimalizm kavramını tanımlamak için şimdilik sadeleşmek , basitlik gibi kelimeleri kullanmak sanırım yanlış olmaz. 1960`larda modern sanat ve müzikte sadelik ve nesnelliği ön plana çıkararak doğan bu akım daha sonraları gelişen teknoloji ve insanların tüketim çılgınlığı, ürün çeşitliliği, kapital ekonomiye karşı tepki olarak yaşam tarzı haline gelmiş ve geçerliliğini hala koruyan bir felsefe olarak karşımıza çıkmaktadır. Atalarımızın “Çoğu zarar, azı yarar.” Sözünü hepimiz duymuşuzdur, bir yerlerde minimalizm felsefesini yansıtmaya uygundur aslında bu söz. Yaşam tarzı olan minimalizm -ya da basit yaşam diyebiliriz- az ile yaşamak olarak algılansa da aslında işlevsel ve ihtiyaca uygun kullanım ile bu sayede hayat içerisinde hareket özgürlüğünü amaçlıyor.



Dönüp elimizde olan eşyalara, harcamalarımıza baktığımızda gerçekten bunlara ihtiyacımız mı vardı yoksa biz isteklerimizi ihtiyaca mı çevirmişiz bir düşünelim. Hepimiz bir yerlerde isteklerimizi ihtiyaca çevirdiğimizi ya da sadece isteklerimizi gerçekleştirme arzusu ile sahip olduğumuz birçok şey bulabiliriz hayatımızda. Sahiden insan neden ihtiyacından fazlasını tüketmek istiyor ya da birçok şeye sahip olmak istiyor? Bu sahiplik bize güçlü mü hissettiriyor, mutlu ya da huzurlu? Yoksa sadece indirimde diye aldığımız, reklamı ambalajı hoşumuza gittiği için sahip olduğumuz, moda olan veya komşunun tavuğu kaz göründüğü için aldığımız bir şey mi…

Onlarca yüzlerce hatta binlerce şeye sahibiz. Peki gerçekten biz mi onlara sahibiz onlar mı bize? Sanayi Devrimi ile başladığı söylenen tüketim çılgınlığı teknolojinin gelişmesi ile farklı bir boyut kazanmış ve insan elindeki ile yetinmek yerine hep daha fazlasını, daha iyisini, daha yenisini istemeye bunlara sahip olunca mutlu olacağını zannetmeye başlamıştır. Aksine gerçekten ihtiyacın kadarını kullanmak bulunduğumuz ortamı gereksiz karmaşadan arındırmak hem bedenimizi hem de zihnimizi daha az yorarak bizi daha mutlu ve huzurlu hissettirmez mi?

Eşyaların sizi değil sizin eşyaları yönettiğiniz yaşam tarzı olan minimalizmi “Önemli olan hayatta en çok şeye sahip olmak değil, en az şeye ihtiyaç duymaktır” diyen Platon aslında kısaca özetlemiştir. Azla mutlu olmayı, fazlalılığın verdiği karmaşadan kurtularak sadelikle hafiflemeyi, hayatımızı daha geniş ve ferah bir açıdan görmemizi hedefler minimalizm. Size maddenin sahip olmasını değil sizin maddeye sahip olmanız gerektiğini ihtiyacınız kadarı ile yaşamayı ve kendi içinde özgür olmayı yani nesnelerin esiri olmamayı benimciliği ya da benim için çok önemli o eşya aman bir şey olmasın gözümden sakınmalıyımı veya bir gün lazım olurculuğu bırakmayı savunan bu felsefe daha uzun yıllar etkisini sürdürmeye fazlaya karşı az ile birlikte savaşmaya devam edeceğe benziyor.

Rukiye DEVELİ



Son Yazılar: