YABANCIYIM

Gözlerimi açtım, soğuk bir eda ile nasırlı ve bir o kadar siyah ellerime baktım. Nasırlarım ile birlikte dünden kalma yorgunlukla omuzlarım da ağrıyordu. Başımı kaldırıp aynaya baktım, uzun zaman olmuştu kendimle bakışmayalı. Bu ben miyim? Unutmuşum. Yüzüm simsiyahtı sadece, gözlerim parlıyordu hayata küsercesine. Sakalıma dokundum, sertleşmişti. En son ne zaman tıraş olmuştum bilmiyorum. Doğrusu bugün hangi gündü, onu bile bilmiyorum. Belki pazartesi belki cuma belki de ömrümün son günü yalnızlığımla. Kendimden yabancı bir şekilde lavabodan çıktım. İlerideki maden asansörüne doğru yürüdüm. Yanımda diğer madenci arkadaşlarımla beraber asansöre bindim. Bazılarını tanıyordum, bazılarını ise sanki ilk defa görüyordum. Doğrusu, sadece gözleri parlayan insanları seçmek biraz da zordu. Tanıdığım insanlara başımla selam verdim. Çok konuşkan birisi değildim. Yabancıydım, hem kendime hem de çevreme. Asansörün hızla inmesini takip ediyordum. İsteksizdim, biraz da açtım. Sahi en son ne zaman yemek yemiştim hatırlamıyordum. Bu düşüncelerle boğuşurken arkadaşlarımın bana seslendiğini duydum ve bu kaçıncı seslenişleri, inanın ki bilmiyorum. Madenin sonuna gelmiştik, asansörden inmem gerektiğini söyledi yanımdakiler. Asansörden indim madenin daracık koridorlarından yürüdüm. Sonuna vardığımızda elime bir kazma verdiler, kolay gelsin deyip çalışmaya başladım. İlk kazmayı vurduktan sonra kendimi hiç düşünmeden, her şeyden uzaklaşarak çalıştım. Kendime geldiğimde arkadaşlarım bana seslendi ve yemeğin geldiğini söyledi. Yemeğin yenildiği yere doğru yürüdüm, herkes oturmuş hummalı bir şekilde yemeğini bitirmeye çalışıyordu. Ben de oturdum. Yemeğe başlamadan önce çevreme bakındım. Nasıl da acıkmış emekçi arkadaşlarım. Ellerindeki karartı umurlarında bile değildi. Hızla yemeklerini tüketiyorlardı. Ben de yemeğe başladım. Yemek bitince tekrar çalışmaya başladık. Bir ara güçlü bir öksürükle çalışmamı durdurmak zorunda kaldım. Ağzımı ellerimle kapatarak öksürüğe devam ettim. Arada oluyordu böyle öksürük krizleri, fazla dikkat çekmeden öksürmeye çalıştım. Neyse ki sona ermişti. Artık ne kadar çalıştım bilmiyordum da.

Paydos! sesini sert bir şekilde duydum, mesai bitmişti. Kazma sesi aniden durdu. Tek sıra halinde asansöre doğru yürümeye başladık. Saat kaçtı, gün sabah mıydı yoksa akşam mı, bilmiyordum. Omuzlarımın ağrısı hissettim, çok yorulmuştum. Asansör sırası bana geldi, yorgun bir şekilde bindim. Herkesin bu daracık yerden kurtulma sevinci yüzlerinden okunuyordu, ancak kimse birbiriyle konuşmuyordu. Zannediyorum ki buradaki herkes yabancılaşmaya başladığını hissediyordu. Karanlıkların arkadaşı, nasırlı ellerdeki kazma ile dostlardı, umutla mesai bitimindeki ışığı arardı simsiyah yüzlerindeki parlayan gözler. Asansör yukarı çıkıyordu. Sabırsızdım ben de. Sanki asansör mesai bitiminde yavaş çalışıyordu. Nihayet yukarı ulaştı. Herkes hızla indi, etrafa dağıldı. Ben güneş ışığının geldiği yöne doğru yürüdüm. Güneşe yorgun gözlerle baktım. Nasıl da özlemiştim. Benim için güneş ışıkları gurbet olmuştu. Özlemek oydu, umut oydu, sevgi oydu.

Ali KARACA

Son Yazılar: