Yolun Sonunu Kabullenme Sanatı

Başlığı ‘Yolun Sonu Görünüyor’ türküsüne ithafen belirledim. Sözleri Dursun Ali Akınet ‘e, bestesi Selahattin Aygün’ e ait olan Musa Eroğlu’dan dinlemeye alıştığımız, duyunca yüzümüzde kendiliğinden oluşan buruk ifadeyle keyifle dinlediğimiz duygusal türkü olur kendileri… Bu türküyle giriş yapmak istememin asıl nedeni hemen hemen hepimizin
yaşadığı, hayatımızın belli evrelerinde bizi dibe çeken olay veya durumlara karşı, kendimizi yolun sonuna geldiğimize inandıran düşünce. Bu olay veya durumları örneklendirecek olursak; beklenmeyen ani bir vefat haberi, hastalık, kaza, ailevi meseleler veya 15-25 yaş arası gençlerin çoğunda gözlemlenen kalp ağrısı. Pek tabii bu örnekler, sınırsızca arttırılabilme özelliğine sahip. Ben bu yazıda insana iyi gelebilecek bazı tavsiyelerden bahsettim.

Bizler beynimizin içindekileri, düşüncelerimizi yönlendirebilen varlıklarız. Bir problemle karşılaştığımızda, sonuçlarının bizi yıkmasına izin vermeden önce meseleyi anlayabilmeli ve kabul edebilmeliyiz. Sonrasında ise bardağın dolu tarafını görebilmeli, görebilmekten ziyade sevebilmeliyiz. Tabi ki her süreç aynı işlemez, ben yalnızca kabaca meseleye giriş yapıyorum. Öyleyse meseleyi anlamaktan ve kabul etmekten kastımız nedir? Problemi somutlaştırmak, kendimize itiraf edebilmek, bununla yüzleşebilmek zorundayız. İlk adım olarak sıkıntınız olan konuları düşünün ve bunları bir kâğıda yazın. Sonrasında ise her sorun adına bir başlık açın ve buradan edindiğiniz tecrübelerinizi sıralayın.
Örneğin güveninizi boşa çıkaran bir insan hakkındaki probleminizin tecrübe açıklamasına; insanlara kolay güvenmemek gerektiği notunu düşebilirsiniz, gibi. İnanın bu tecrübelerin kıymeti, problemlerin yıkım gücünden çok daha fazla. Her dibe vurduğumuzu hissettiğimizde bu yazdıklarımızı görüp, tecrübelerimize sevinmemiz gerekiyor. Bardağın dolu kısmını görebilmek ve sevebilmek kısmı burada devreye giriyor. Sonrasında ise kendimizi eleştirme
safhası geliyor. İyi ve kötü yanlarınızı görmeye çalışın. İyi yanlarınızı daha da geliştirirken, eksik ya da kötü yanlarınızı destekleyin. Ne olmadığınıza inanmak yerine ne olduğunuzu bilin, olmak istediğiniz şey için çaba gösterin. Bu çaba kısmında kendinizi olumsuz kelimelerden uzak tutun. Misal, ‘’şunu yapmamalıyım’’ yerine, ona alternatif olacak şekilde ‘’başka bir şey yapmalıyım’’ gibi bir nevi kendinize sufleler verin.



Mükemmeliyetçi olmayın! Kimse mükemmel değildir, hatalarımızla ve farkındalığımızla insanız. Ne başkalarının hataları bize yüceltmeli, ne de kendi hatalarımız bizi aşağı çekmeli. Kendimizi kimseyle bir yarışa sokmamıza gerek yok. Herkesin kulvarı kendine özgüdür çünkü. Bir kuşla bir balığın birbirlerine üstünlük kurma şansı nasıl yoksa bizlerin de
olmamalı.

İntikam kelimesini, anlamını, isteğini hayatınızdan çıkarın, unutun bu kelimeyi. Başınıza gelenlerden ötürü başkalarını suçlamayı da bırakın, gerçekçi olun. Çünkü insan bu yöntemle kendini kandırmaktan öteye gidemiyor, bu da kısa vadede içinizi rahatlatma hissiyatı verse de uzun vadede mutluluk yerine vicdan azabı ve huzursuzluk getiriyor.

Boş vakitlerinizi değerlendirmeyi öğrenin. Mesela bunu sanata yönelerek yapabilirsiniz. Enstrüman çalmaya ne dersiniz? Veya resim kursu ilginizi çeker mi? İlgi alanlarınıza göre değişecektir bu kursların içeriği ve niteliği. Ancak sevdiğiniz bir alan bulun ki, içinizdekileri, duygu ve değişimlerinizi dışarıya yansıtabilmeyi öğrenin, bunu yaparken de mutlu olabilin.

Müzik ruhun gıdasıdır diye kendinizi depresif müziklere vermeyin. Yazının başında bahsetmiş olabiliriz fakat müziklerin duygularımıza etkisi araştırmalarla da kanıtlanmış durumda. Müzik listenizi güncelleyin, sürekli Müslüm Baba olmaz. Yerli veya yabancı, müzik evrenseldir fakat ruh halinizi yükseltmenin en iyi yollarından biri de hareketli parçalar. Müzik zevkinizle de orantılı olarak, çok depresif bir dönemde hissediyorsanız kendinizi melankolik tarzdan uzak tutun.

Spora yönelin! Fiziksel aktivitenin halk arasında mutluluk hormonu olarak da bilinen serotonin hormonu salgısını arttırdığına yönelik çalışmalar mevcut. Neuropsychopharmacology dergisinde yayımlanan bir çalışmaya göre, fiziksel aktivitenin serotonini artırması iki yolla gerçekleşiyor. Birincisi, motor aktivitenin beynin gönderdiği serotonin üretimi sinyallerinin sıklığını artırmasıyla olmakta. İkinci olarak da, düzenli egzersiz serotoninin öncül maddesi olan triptofan salgısını artırmakta. Tam mekanizma henüz çözülememiş olsa da, aerobik egzersizin serotonin düzeylerini artırdığı da çalışma sonuçlarında yer almakta. Ayrıca her gün 20 dakika güneşe çıkarak da D vitamini ve serotonin üretimimizi
arttırabiliriz.

Ülkemizde bu konuda araştırma yapan Prof. Dr. Hakkı Gökbel, düzenli yapılan bisiklet egzersizinin dayanıklılık antrenmanı yerine geçtiğini, bunun da beyin tarafından endorfin adı verilen mutluluk hormonunun salgılanmasına yol açtığını belirtmiş, bu hormonun kişinin kendisini daha iyi hissetmesini, ağrılarının ve endişe hissinin azalmasını, dolayısıyla da kişinin kendisini mutlu hissetmesini sağladığını ifade etmiştir.

Uyku düzeninize dikkat edin! Çok veya az uyumanın, insanın beden ve ruh sağlığına ciddi zararlar verdiği bilinmekte. 7-9 saat arasındaki uykunun, yetişkin bireyler için yeterli olduğu görüşü savunuluyor genellikle. Bense uyku süresinden çok başka bir konuya daha değinmek istiyorum. Kabaca bahsetmek gerekirse uykumuzun evreleri var ve her 1,5 saatin sonunda beynimiz kendini dışarıya daha duyarlı hale getiriyor, yani uyanmayı kolaylaştırıyor. Uyku sürenizde buna dikkat ederseniz daha dinç uyandığınızı fark edeceksiniz. Örneğin 4 saat uyumak yerine 3 veya 4,5 saat uyumak gibi. Yani 1,5’un katları şeklinde belirliyoruz uyku süremizi. Aslında bunu bizim yerimize yapan bir internet sitesi var.
Uyumadan önce ziyaret ederseniz uykunuzun hangi saatlerinde uyanmaya daha müsait olduğunuzu size gösterecektir. Uzun süredir buna dikkat ederek uyuyorum ve ciddi anlamda faydasını görüyorum.

Son ve en önemlisi olarak kendinizi sevin, iyiliğe ve sevgiye adayın. Adamaktan kastımız masal kahramanı Pollyanna gibi olmak da değil. Ancak iyilikten zevk almayı öğrenin, içinizdeki sevgiyi dışa vurun. Mesela gülümseyin sürekli, yolda yürürken dik yürüyün, kaşlarınız çatık, yüzünüz asık olmasın. Hayalleriniz için de aynısı geçerli. Hep mutlu hayaller peşinde olun, güzel şeyler hayal edin ve isteyin. Hayata karşı gerçekçi olmayı da unutmayın. Ne olursa olsun yolun sonunu görmeye çalışın, unutmayın sorun varsa çözüm de vardır!

Simge DEMİR

And Dergi 4. sayısında yayımlanmıştır.

Son Yazılar: